enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
8,5492
EURO
10,0853
ALTIN
495,44
BIST
1.352
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
29°C
İstanbul
29°C
Gök Gürültülü
Pazar Gök Gürültülü
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C
Salı Az Bulutlu
32°C
Çarşamba Az Bulutlu
33°C

Faruk Beşer

Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden mezun olmuş ve aynı üniversitede İslam Hukuku dalında hazırladığı teziyle doktor olmuştur. Hala Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

    ALLAH’IM, DUALARIMIZ KABULÜ HAK ETMİYOR AMA

    16.05.2021 12:43
    A+
    A-

    Bu bayram günü bir şeyler yazmak içimden gelmiyor.

    Milletçe, ümmetçe, hatta insanlıkça buruk bir bayram yaşıyoruz.

    Söz bitti, edebiyat bitti, hamaset bitti. Ne diyeceğimizi bilemiyoruz.

    Duaların da kabul buyrulma şartları vardır, ilk şartın insanın önce kendi sözünde durması ve ahdini yerine getirmesi olduğunu biliyoruz. Allah’ım, ‘Siz ahdinizi yerine getirin ki, ben de ahdimi yerine getireyim’ buyuruyorsun. Biz ahdimizi yerine getirmedik. Yine de dualarımızın kabulünü istiyoruz. Aslında bundan utanmalıyız, ama utanmayı da beceremiyoruz. Resulüllah (sa) ‘Bütün peygamberlerin dile getirdiği bir gerçektir ki, utanmıyorsanız istediğinizi yapabilirsiniz’ buyuruyor. Biz de canımızın her istediğini yapmaya devam ediyoruz. Demek ki, gerçekten utanmıyoruz.

    Bu halimizle bile Ya Rab, yine senden istemekten başka çaremiz yok.

    Akif’in yüz yıl önce söylediklerinde fazla bir şey değişmedi:

    O, ‘içimizdeki beyinsizler sebebiyle bizi helâk eder misin, Allah’ım? Dedikten sonra: “Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? / Mahşerde mi bîçarelerin, yoksa felahı? / Nûr istiyoruz, sen bize yangın veriyorsun, / Yandık, diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun” diye Allah’a adeta isyan ediyordu.

    Biz bu isyanı haksız ve yersiz buluyoruz; Akif adına sufilerin şatahatı gibi bir kendinden geçme hali olarak mazur görüyoruz. Çünkü Allah’a karşı böyle bir serzeniş olmaz, bu O’nu suçlamak, O’na isyan etmek anlamına gelebilir. Çünkü O Hakîm’dir, her işinde hikmet vardır ve her yaptığı yerli yerindedir. O asla yanlış yapmaz. Gazzalî’nin dediği gibi, imkân dairesinde var olandan daha güzeli olamaz, biliyoruz. Ama vakıa biz yaptıklarımız sebebiyle hala yanmaya da devam ediyoruz.

    Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da kardeşlerimizi yakıyorlar, insanlığı yakıyorlar, kadınları ve çocukları yakıyorlar. Delikanlıların göğüslerini yarıp kalplerini çıkarıyor, Vahşi gibi ağızlarında çiğniyor, sonra da bunun videosunu dolaşıma sunuyorlar. Ve ne bizim feministlerimizden bir ses çıkıyor, ne hümanist geçinen Batı hayranlarımızın çıtı çıkıyor, ne de İslam dünyasını parçalayıp yönetme şehvetini yaşayan Ortadoğu krallıklarından samimi bir tepki çıkıyor.

    Vakıa senin için çırpınan kulların da yok değil Allah’ım. Öyle sanıyorum ki, Akif’in zamanına göre Müslüman bilinç çok daha ilerde, çok daha hatasını anlamış, toparlanmış ve donanımlı vaziyette. Ama demek ki, bu yeterli olmuyor. Bu sebeple yine senden istemek zorundayız Ya Rab! Şairin dediği gibi, senden kaçıp yine sana sığınıyoruz Ya Rab!

    Ve biz biliyoruz ki, sen vadinden dönmezsin; “Siz sözünüzde durun ben de sözümde durayım, siz ahdinizi yerine getirin ben de ahdimi yerine getireyim, siz bana doğru bir adım gelin ben size doğru on adım geleyim, siz yürüyün ben koşayım, siz İslam’ın zaferi için çalışın ben de size zafer vereyim” diyorsun. Sen sözünde durursun. Bize de sözümüzde durabilme dürüstlüğü nasip eyle Allah’ım.

    Kalplerin sahibi sensin, onları evirip çeviren sensin, kaymış kalplerimizi dinin üzerinde sabit kıl. Yesrib’de birbiriyle didişmekten ateş çukurunun kenarına kadar gelmiş Evs ve Hazrec’in kalplerini telif ettiğin gibi bizim kalplerimizi de muhabbetin, meveddetin, hakkın ve rızan üzere telif eyle. Müslümanları fırkacılık, mezhepçilik, kavmiyetçilik parçalanmışlığından, insanları kutsamaktan, şirkten, nifaktan kurtar. Bize tekrar ‘tek bir ümmet’ olma bilinci ve şuuru ver. Bize insanlığın kanını emenlere, gariban Afrikalının emeğini sömürenlere tekrar dur diyebilme gücü ver.

    Dün bayram namazında bu üçüncü kezdir, birbirimize yaklaşamadık, saflarımızı sık tutamadık, omuz omuza veremedik, çünkü hayatta omuz omuza vermeyi unutmuştuk. Sen de bunun cezasını bize misliyle tattırdın. Buruk bir bayram yaşadık, günlük hayatımızda tekrar omuz omuza verebilmemizde bize yardım eyle.

    Biliyoruz sen bu mahut ve meş’um kıran/pandemi ile bütün insanlığı uyarıyorsun, “Olan sadece kullarımın bana karşı bir küfrü ve inkârı meselesi değil; insana, hayvana, çiçeğe böceğe bir zulüm meselesidir” demek istiyorsun. “Küfür devam eder ama zulüm devam etmez. Sadece bana nankörlüğünüzle kalsanız ben sabreder cezanızı ertelerim, vaz geçseniz hatta silerim, ama mahlukuma zulmederseniz hepinizi birden işte böyle cezalandırırım” diyorsun. Bize aklımızı başımıza toplama imkânı ve intibahı ver, bizi gafillerden eyleme, elimizden tut, tekrar ayağa kaldır Allah’ım, amiin.

    YENİ ŞAFAK

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.