enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
8,4734
EURO
10,0794
ALTIN
498,49
BIST
1.392
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Cumartesi Sıcak
35°C
Pazar Açık
34°C
Pazartesi Sıcak
36°C
Salı Sıcak
37°C

Faruk Beşer

Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden mezun olmuş ve aynı üniversitede İslam Hukuku dalında hazırladığı teziyle doktor olmuştur. Hala Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

    Artık Boynukalın Gibi İmamlara Alışmalıyız

    26.03.2021 19:02
    A+
    A-

    Bugünlerde Muhammed Boynukalın haberleriyle ilgilenmeyen kalmadı. Boynukalın kimdir, biz bu dalgalanmaya nasıl bakmalıyız? Hayra alamet sayılabilir mi?

    Boynukalın’ı, ve ailesini uzun zamandan beri tanırım. Babası otuz yıldır dostumdur, aklı başında, işi bilen, vaktiyle Erbakan’ın en yakın arkadaşlarından biri olan başarılı bir mühendistir. Sesi çok çıkmasa da İslam davasını dert edinen, çocuklarını bunun için yetiştiren, dünyalığını bu uğurda harcayan bir dava adamıdır. Allah da ona istediği gibi vermiş ve dört çocuğu da hem çok kısa zamanda hafız hem de hatırı sayılır seviyede alim olmuşlardır. Mehmet (Muhammed) Boynukalın da ağabeyi ve kız kardeşi gibi fıkıh profesördür, sıradan bir Arap’tan daha iyi Arapça ve İngilizce bilir. Bir kazaya kurban gitmeseydi diğer bir ağabeyi de şimdi hadis profesörü olacaktı.

    İşte bu üçüncü kardeş Muhammed Boynukalın alanında sessiz sedasız çok değerli çalışmalara imza attı. Sadece birini söylersek mesele anlaşılmış olur. Hanefi fıkhının ilk ve en temel kaynağı olan İmam Muhammed’in el-Asl adlı kitabının açıklamalarla tahkikini / edisyon kritiğini yaptı ve kitap 13 büyük cilt halinde Katar Evkaf Bakanlığı’nca basıldı. Böyle bir çalışma bile diğer temel bilgileri olan bir fıkıhçıyı alim yapmaya yeter. Ayasofya İmamlığı gibi şerefli bir görev için düşünülebilecek bütün şartları haizdir.

    Peki, neden Boynukalın olayı, moda tabiriyle böyle pik yaptı?

    Boynukalın İslam’ı bazı medya vaizleri gibi sabahtan akşama kadar hikâye, bidat ve uydurma sözlerle anlatmıyor, hangi mezhepten olursa olsun hiçbir Müslümanın itiraz edemeyeceği ana ve evrensel esaslarıyla anlatıyor. Söylediklerinde duygusallık eseri zayıf ve naif hiçbir şey yok.

    Ama ilginçtir ki, o bidatler kimseyi rahatsız etmiyor da İslam’ı bilgiye dayalı, aslıyla ve işin edebine ve de nezaketine yaraşır şekilde anlatmalar rahatsız ediyor. İşte asıl düşünülmesi gereken nokta burasıdır. Demek ki, korkulan şey hakikattir, bilgiye dayalı konuşmadır.

    Boynukalın’ın tartışmaları alevlendiren ilk tiviti şuydu:

    “Cinayet cinayettir; cinsiyeti olmaz, erkek, kadın, çocuk, büyük kimin başına gelirse gelsin ilkemiz, ‘Sizin için kısasta hayat vardır’ ilahi düsturudur. Sürekli ‘kadın cinayetleri’ vurgusu, kadını erkeğe düşman etmeye çalışan sloganik bir medya propagandasıdır”.

    Ben de buna cevap olarak demiştim ki, bu tespite hangi müslüman karşı çıkabilir? Ama çıktı, bu ifadeler bazı dindarları bile rahatsız etti. Lütfen kadın konusuna dini referans göstermeyin garabeti dahi duyuldu. Oysa böyle demenin anlamı şu ikisinden başka ne olabilir? ‘Kadına din karışamaz, o dinler üstü bir varlıktır’. Ya da ‘kadının dinle alakası yoktur, ona dini bulaştıramazsınız’. Böyle denilebilir mi? Konu cinayettir ve cinayet konusunda elbette kadın erkek ayırımı yapılamaz.

    Allah’ın dinine karşı olan çevrelerin Boynukalın’dan rahatsız olmaları anlaşılır bir semptomdur. Bu çevreler hurafecilere tepki göstermezler, hatta böylelerini zevkle kanal kanal konuştururlar. Peki, bazı ‘dindarlara’ ne oluyor da bu çıkıştan rahatsız oluyorlar? Demek ki, dindarlarımızın bile zihni din ve dünya diye parçalanmış durumdadır. Demek ki, laiklik propagandaları başarılı olmuştur.

    Bu durum aynı zamanda devrim yasalarının imamlar üzerindeki baskısının herkeste normal ve kalıcı hale geldiğini de gösteriyor. Kemalizm’in baskısı, 657’nin baskısı ve bu baskıları içselleştiren cami cemaatinin baskısı… Herkes imama adeta, sen sus, işine bak, sen bizim memurumuzsun, namazını kıldır ve git diyor. Oysa imamlık sembol bir liderliktir.

    İmamların ve bütün din hizmetlilerinin yapmaması gereken tek şey, lehte ya da aleyhte bir partiyi hedef alan politik konuşmalardır. Bu elbette normal görülemez, çünkü her partide namaz kılan insanlar vardır. Hepsi imamı kendi önünde görebilmelidir. Buna dikkat ederek imamlar partiler üstü siyasi ahlaktan dahi söz etmelidirler. Allah’ın dinini her yönüyle anlatabilmelidirler. Yeter ki, bir imam ve bir önder olarak konuşsunlar.

    Sevgili Muhammed Boynukalın büyük hayra vesile olacak diye düşünüyorum. İmamların da söyleyecek sözlerinin olduğunu ve de toplumu yönlendirecek beyanlarda bulanabileceklerini, bulunmaları gerektiğini gösterecektir. Laikiyle dindarıyla buna herkes alışmalıdır.

    Yeni Şafak

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.