enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
8,1550
EURO
9,7089
ALTIN
457,33
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Çok Bulutlu
13°C
Salı Parçalı Bulutlu
15°C
Çarşamba Gök Gürültülü
18°C
Perşembe Gök Gürültülü
14°C

Faruk Beşer

Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden mezun olmuş ve aynı üniversitede İslam Hukuku dalında hazırladığı teziyle doktor olmuştur. Hala Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Medeniyetimizin Zemini Fıkıhtır

16.03.2021 11:44
A+
A-

Aklı başında olması gereken insanlardan bile sık sık şöyle sözler duyuyoruz:

Fıkıh dertlerimize çare olamıyor, fıkıh hayatı donduruyor. DEAŞ gibi örgütler fıkıhla hayat buluyor. Fıkıh kamu hukuku konusunda bize bir şey söylemiyor vs.

Hukukçu olanlar meseleyi modern hukuk ve fıkıh karşılaştırmasına kadar götürüyorlar. Çok yalın bir düşünceyle müslümanların da artık fıkhı değil, aklın ve tecrübenin ürünü olan modern hukuku benimsemesi gerekir demeye getiriyor, hatta açıkça söylüyorlar. Batınî/ezoterik tarikatlar fıkhın donukluğundan ve hayatı daralttığından yakınıyorlar. Gönül, duygu deryasında özgürce yelken açmalıdır demeye getiriyorlar. Önemli olan aşktır, sevgidir edebiyatı yapıyorlar. Kısaca manevi hedonizm istiyorlar. Felsefeciler fıkhın dogmatikliğinden şikayet ediyor ve onun yerine adeta felsefeyi koymayı tavsiye ediyorlar. ‘Bize Kur’an yeter’ciler fıkhı değil, Sünnet’i bile kendi müptezel ifadeleriyle ‘çöpe atıyorlar’. Tabii, sonuçta ondan boşalan yere zorunlu olarak kendi düşüncelerini koyuyorlar. Selefiler Sünnet’i çöpten çıkarıyorlar ama onlar da onun yerine fıkhı ve mezhepleri, yani koskoca bir birikimi çöpe atıyorlar.

Bütün bunlar, fıkhın ne olduğunun anlaşılmamasındandır. Hadi bazılarının anlayamamasını mazur görelim, fıkıhçıların anlamaması mazur olabilir mi? Fıkıhçı bile fıkhın derdimize çare olamayacağından yakınıyorsa, demek ki biz bile fıkhın ne olduğunu henüz anlamış değiliz.

Fakih olmak ayrı şey, fıkıhçı olmak ayrı şeydir. Tıpkı filozof olmakla felsefeci olmak gibi. Fakîh ya da ‘fakîhu’n-nefs’, Kur’an ifadesiyle ‘dinde tefekkuh eden’ rabbani alimdir. ‘Fakîhu’n-nefs’ olabilmek için ‘dinde tefekkuh’ etmek gerekir. Tefekkuh da yine aynı ayetten anlaşıldığı üzere, insanları kötü akıbetle uyarmayı, inzâr etmeyi gerekli kılar. Fıkhı sadece entelektüel ya da akademik bir meslek olarak icra edenler inzâr ihtiyacı duymayabilirler, bunu sıradan insanların işi olarak görebilirler.

Defaatle söyledik bir kez daha söyleyelim: Fıkıh, ‘Sözü’ ve yürüyen hayatı birlikte anlama demektir. Söz, Kuranıkerim’dir. Eğer o anlaşılma usulüne uyularak hayatın akışına göre sürekli anlaşılıyorsa fıkıh var demektir.’ Kelimenin Kuranıkerim’deki kullanılışı da bize bunu gösterir. Fıkıh Kur’an’da yirmi yerde ve hep geniş zaman/muzari kipiyle geçer. Bu kalıp bir eylemin sürekliliğini anlatır. Yani hayatın akışına paralel sürekli bir anlama varsa fıkıh var demektir. Büyük fakihler kendi zamanlarına göre böyle anlayarak fakih olmuşlar. Şu andaki fıkıh da geçmiş fakihlerin söylediklerini tekrar etmek değil böyle bir anlama olmalıdır. Ancak böyle bir çaba fıkıh denen bilgiyi üretir, yani fıkıh halin geleceğe dönük iyi anlaşılmasıdır. Fıkhetme hikmete, yaşadığımız hayatın kendi zamanımız için kesin ve gerekli hakikatlerine ulaşmadır. Çünkü hikmet eşyanın aslına uygun muhkem bilgidir.

Demiştik ki, Kuranıkerim’de ‘fıkıh’ yirmi yerde ve hep muzari kalıbıyla geçerken ilginçtir ki, ‘hikmet’ de yine yirmi yerde, ama aksine hep isim olarak geçer. İsim sübutu ve değişmezliği anlatır. Hikmet de böyle bir bilgidir. Meseleyi bir ultrason cihazına benzetmiştik. Fıkıh onu batnın üzerinde dolaştırarak hasta hücreleri bulmaya çalışmanın adıdır. En net görüntü yakalandığında düğmeye basıp problemin alınan resmi ise hikmettir. Problem herkeste farklıdır ve sürekli değişir, fıkıh da böyledir.

Roma Hukuku, Hammurabi Kanunları hukuk fakültelerinin vazgeçilmez referanslarıdır ama hakimler onlara göre hüküm vermezler. Tıbbın temel kavramları Latince’dir ama tedavi, gelişen tıbba göre yapılır. Kanunlar yaşanan ihtiyaçlara göre düzenlenir. Bizim mazideki fıkıh hazinemiz de böyledir. Onu bilmeden sağlam bir fıkıh tesis edemeyiz, ama bizim fıkhımız o değildir, bizim kendi şartlarımıza göre anlayacaklarımızdır.

Bilinen bir gerçektir ki, İslam medeniyetinin zemini fıkıhtır. İslam toplumu bir fıkıh toplumudur. Bizim tefekkürümüzün/felsefemizin esası fıkıh ve onun da esası usulü fıkıhtır. Bugün bizim bunu yapamadığımıza bakarak fıkıh bu işi halledemez demek fıkhı anlamamaktır. Yapabilen varsa buyursun yapsın, seviniriz. Fıkıh nasların hilafına tarihseldir ve tarihsel fıkhın alternatifi modern hukuk değil, güncel fıkıhtır. Bütün mesele bunu yapabilmemizdir. Elbette şu anda bir fıkıh toplumunda yaşıyor olmayışımız bu işi zorlaştırmaktadır.

Geçmişte fukahanın yönetim fıkhını yapmamasının asıl sebebi ise idari baskılardır. DEAŞ gibi örgütler de işte o Roma Hukuku’yla, hatta hukuksuzlukla hareket eden düzmece örgütlerdir. Bu da bir bahs-i diğerdir.

Yeni Şafak

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.