enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
8,1043
EURO
9,7713
ALTIN
463,76
BIST
1.365
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
16°C
İstanbul
16°C
Gök Gürültülü
Çarşamba Çok Bulutlu
17°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
17°C
Cuma Az Bulutlu
17°C
Cumartesi Gök Gürültülü
17°C

Faruk Beşer

Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinden mezun olmuş ve aynı üniversitede İslam Hukuku dalında hazırladığı teziyle doktor olmuştur. Hala Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Selefîlik tartışmaları ve tekfir hastalığı

08.10.2020 00:00
A+
A-

Fakir, eskiden beri samimi Selefî hareketlerde hep hayırlı bir yön olduğunu düşünmüşümdür. Çünkü Batınî ve mezhepçi oluşumlarda önü alınmaz bir ifrat oluşunca Selefîlik gibi bir tefritin bulunması gerekirdi ki, orta yol görülebilsin. Arşimet’in o meşhur sözünden mülhem bendeniz hep şöyle derim: Bana bir fikrin iki ucunu gösterin ben size o konuda İslamî olanı söyleyeyim. ‘Çünkü bu ümmet vasat/denge bir ümmettir’. Kaldı ki, Selefîlik aslı itibariyle bizim iftihar edeceğimiz bir düşüncedir. Akidesi ahlakı ve davranışları genel olarak düzgün olan ilk üç nesle biz ‘Selef-i salihîn’ deriz. Salih, yani düzgün, bozulmamış ve Allah’ın rızasına uygun yaşayan demek. Selefîlik de çıkışları itibariyle onlar gibi olmayı, sonradan ortaya çıkan bidat ve hurafelerden arınmayı hedeflemiş bir harekettir. Bunun kötü bir tarafı olamaz.

Ne var ki, günümüzdeki vakıa böyle değildir. Mezheplere ve haklı olarak mezhepçiliğe karşı çıkan Selefîliğin bugün bin bir fraksiyonu/fırkası ve farklı görüşleri, yani mezhepleri vardır. Oysa örnek aldıklarını söyledikleri Selef-i salihîn bütünü itibariyle tefrikayı değil vahdeti temsil ederdi. O halde bizim Selefîlerimizde yanlış giden bir şeylerin olduğu açıktır. Ayrıca çok hızlı fikir değiştirmektedirler. Fikir, yani görüş, yani mezhep demek. Bu bile ters giden bir şeylerin olduğunu anlatır. Bir yerde demokrasiyi ve siyaseti reddederken, diğer yerde işlerine geldiği zaman parti bile kurabiliyorlar. Şehid Mürsî’nin başarısı üzerine Mısır’da ona muhalif Hizbu’n-nur’u yani siyasi bir parti kurdular ve sonunda da İhvan karşıtı siyasetlerinde darbeci Sisi’yi desteklediler. Bu durum şu kanaati doğruluyor: Çıkış noktaları sağlam olsa bile bugün Selefîler kadar iç ve dış siyasetin müdahil olup kullandığı başka fırkalar yoktur. Aslında fırka demek dış ve iç istihbaratın maşası olma demektir. Bugün Selefîler Ehlisünnet’ten uzaklaşıp fırkalaşmışlardır. Fırka demek zaten Ehlisünnet’ten ayrılıp gruplaşma demektir. Resulüllah’ın ifadesiyle ‘benim ve ashabım gibi yaşayanlar hariç bütün fırkalar cehennemliktir’. Daha önce fırkacılık üzerine birden çok yazı yazdım. Bir hareketin fırkalaştığının, yani yönünü cehenneme çevirdiğinin en büyük belirtisi kendilerinden başkasını dışlayıp tek adamı mutlak rehber olarak görmeleri yani ümmetin ulemasına itibar etmemeleridir. Oysa Kuranıkerim bizi ulemaya yönlendirir. Fırkalar vahdeti değil ayrılığı hedeflerler. Bazıları hiçbir şey bulamıyorsa feslerini lacivert yapar yine ayrı görünür. Peygamberlerin varisleri alimlerdir. Fırka içinde durarak İslam alimi olunmaz. Çünkü her fırka kendi şablon ve çerçevesini kendi çizer, onun dışında bir kanaate sahip olanı zaten dışlar. Fırka alimi İslam alimi olamaz, ismi üzerinde fırka alimi olur.

Ne yazık ki, bazı hocalarımız da pireye kızıp yorganı yakıyorlar, kendi bozuk akidelerini Ehlisünnet diye meşrulaştırmak, yani Ehlisünnet’i ayağa düşürmek isteyenlere ve bu yolla fırkacılık yapanlara haklı olarak kızıyorlar, ama sadece onlara kızacaklarına Ehlisünneti de hafife alıyorlar. Bu da mukabil bir eksikliktir. Oysa isim tartışılabilir ama Ehlisünnet bir fırka ya da mezhep değildir, İslam’ın ana damarıdır, orta yoldur. Resulüllah’ın ve ashabının yaşadığı İslam’dır. Hep söylüyoruz;

Ehlisünnet ve’l-cemaat ifadesindeki ‘Sünnet’ Resulüllah’ın uygulamasını, ‘cemaat’ ise onun yetiştirdiği sahabe neslini ifade eder. Sahabe neslinin çok özel bir nesil olduğunu unutmamak gerekir. Allah (cc) sadece Resulüllah’a Kuranıkerim’i indirip bırakmamıştır, bir de onu gözetiminde onu sağlam yaşayan özel bir neslin yani sahabenin oluşmasını sağlamıştır.

Bugünkü Selefîler de Ehlisünnet’ten uzaktırlar. Çünkü Ehlisünnet’in en temel özelliği rastgele tekfir etmemektir. Siz hiç Resulüllah’ın ve Selefî salihin’in farklı düşünen Müslümanları tekfir ettiğini duydunuz mu? Çok açık ve tevil edilemez küfür (küfrü-bevah) olmadıkça esas olan, insanları küfre değil imana nispet etmektir. Tekfircilik Haricilerle birlikte başladı. Dolayısıyla Selefîler kendilerini hesaba çekmek zorundadırlar; Selefî salihin’i mi yoksa Haricileri mi örnek alıyorlar? Bu konularda Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’nın ‘Hariciliğin Modern bir Görüntüsü Olarak Tekfircilik’ başlıklı makalesini mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca konuyu merak edenler Prof. Dr. Ergün Yıldırım’ın ‘Cihad ve İsyan’ adlı kitabını da okumalıdırlar.

Peki tekfire karşı çıkmak masum ve makbul olmak için yeterli midir? Bunu da gelecek yazımızda görelim inşallah. 

Yeni şafak 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.