HZ. HÜSEYİN’İ KİM ŞEHİT ETTİ?
Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi, tarihî gerçekler çarpıtılarak Şiilik ekolü taraftarlarınca günümüze dek suistimal edilerek kullanılmıştır.
Şiiliğin tarih sürecindeki serüvenine bakıldığında, Kerbelâ hadisesi; yalanlar, hurafeler ve tarihî hakikatler ters yüz edilerek adeta Şiilik inançı diri ve canlı tutulmaya çalışılmaktadır.
İslam kültür havzasında aşırıya kaçılan yas ve matem gibi ritüeller yasaklanmış, Allah Resûlü tarafından bunu yapmaya yeltenenler şiddetli şekilde uyarılmıştır. Şehit edilen ümmetin göz bebeği Hz. Hamza, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali için yapılmayan matem ve yas tutma geleneğinin, Kerbelâ’da yaşananlar bahane edilerek Şiiler tarafından günümüze kadar yaşatılması ve zamanla bir inanç hâline dönüştürülmesi manidardır.
İslam coğrafyasında yaşayan Şiiler tarafından her yıl Muharrem ayında organize edilen Hz. Hüseyin’i anma etkinliklerinde ortaya konan; dövünme, kişinin kendi vücuduna zarar vermesi ve gerçeklerle alakası olmayan folklorik uygulamaların, Kerbelâ’da şehit edilen Ehl-i Beyt ve taraftarlarının misyonuyla bağdaşmayan hurafeler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yazıyı kısa tutmak adına isimler üzerinde fazla durmadan özet bir anlatımı tercih edeceğiz.
Kerbelâ’da nelerin yaşandığına gelmeden önce, anlatacaklarımızın daha iyi kavranması adına biraz geriye gidelim.
Yezid, hak etmediği bir makamı işgal ederek Irak merkezli devletin başında Müslümanların halifesi sıfatıyla bulunuyordu. Irak halkının büyük çoğunluğu bu durumdan rahatsızlık duymuş ve Hz. Hüseyin’e binlerce biat mektubu göndererek, “Gel, halifemiz ol; sana biat etmek istiyoruz.” diye çağrıda bulunmuşlardı.
Gelen biat mektuplarına güvenen Efendimizin ciğerparesi Hz. Hüseyin, Kûfe’ye gitmek istiyordu. Abdullah bin Abbas’ın da dâhil olduğu yakın akrabaları ve sevenleri ise Hz. Hüseyin’e karşı çıkarak şöyle dediler:
“Ne olur gitme! Bu Irak halkı, baban Hz. Ali’ye de ihanet etmiş güvenilmez kimselerdir. Korkarız ki aynı oyun ve düzenbazlığı senin için de yapacaklardır.”
Israrlı uyarılara rağmen Cennet Efendisi, ailesini de yanına alarak şimdiki Irak sınırları içinde bulunan Kûfe’ye doğru yola çıktı.
Hz. Hüseyin’in bir kafileyle yola çıktığını haber alan Yezid boş durmadı. Sahip olduğu iktidar gücünü kullanarak Hz. Hüseyin’e destek veren Kûfe halkının kahir ekseriyetini para, makam ve iktidar gücüyle satın aldı; bir kısmını ise korkutarak sindirdi.
Tarih tekerrür edecekti. Hz. Hüseyin, Kûfe’ye biat etmek için çağıranlar tarafından ihanete uğrayacak ve yalnız bırakılacaktı.
Yezid’e bağlı askerler, İbn Ziyad’ın talimatıyla Ehl-i Beyt’i ve onlara bağlı bir avuç güzide insanı Kerbelâ’ya yönlendirerek orada konaklamaya mecbur bıraktılar.
Hz. Hüseyin, geri dönmek istediğini ısrarla söylemesine rağmen buna izin vermeyen Yezid’in askerleri, kendisine biat etmesi konusunda ısrarcı oldular. Ancak Hz. Hüseyin bu teklifi kabul etmedi.
Kaynaklar değişik rakamlar verse de yaklaşık altı bine yakın askerle saldırıya geçen gözü dönmüş katil sürüsü, savaşın sonunda Hz. Hüseyin dâhil 72 kişiyi şehit etti.
Bununla da yetinilmedi. Katillerden biri olan *Sinan bin Enes en-Nehâî* tarafından Hz. Hüseyin’in mübarek başı kesilerek Yezid’e götürüldü.
Savaş meydanında ilk etapta Hz. Hüseyin’e biat edenlerin sayısı Kûfe halkıyla birlikte yaklaşık 300 civarındaydı. Ancak bunların bir kısmı kaçtı, diğer bir kısmı ise Hz. Hüseyin’den izin alarak Peygamberimizin gözdesi, Cennet Efendisi Hz. Hüseyin’i ve Ehl-savaş meydanında yalnız bıraktı.
Yaşanan hadiseler çok uzun olduğundan özet olarak anlatmaya çalıştık.
Şimdi konu başlığımıza dönerek şu soruyu tekrar soralım:
“Hz. Hüseyin’in asıl katilleri kimlerdir?”
Onu Kûfe’ye davet edip sonrasında ihanet eden, kendilerini Ehl-i Beyt taraftarı olarak gösteren Kûfe halkı değil midir?
Tereddütsüz “Evet.” diyeceğiz. Çünkü her şey ayan beyan ortadadır.
Şiiler tarafından Ehl-i Sünnet mensubu Müslümanların Yezid taraftarı gibi lanse edilmesi ise en hafif tabirle yalan ve iftiradan başka nedir?
Sünni Müslümanlar tarafını çok net bir şekilde Hz. Hüseyin’den yana koymuştur. Çocuklarına Hüseyin ismini vererek, Yezid’e lanet okuyup beddua ederek ve Hz. Hüseyin şahsında Ehl-i Beyt’e her alanda sahip çıkarak bunu göstermiştir.
Yeri gelmişken hemen belirtelim ki Ehl-i Sünnet yolunu takip eden Müslümanlar, Muaviye’nin oğlu Yezid’i yerine veliaht göstermesini hiçbir zaman kabul etmemişlerdir.
Şii taraftarları Muaviye’yi tekfir ederken, Sünni Müslümanlar ise İslam’da ki adalet anlayışını gözeterek, Peygamberimizin çok yakınında bulunmuş Muaviye hakkında toptan reddetme anlayışıyla değil; doğru ve yanlış yönlerini birlikte değerlendirerek hüküm vermişlerdir.
Son olarak şunu söylemek isterim:
Eğer Muaviye kâfir ise neden Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Muaviye’nin ölümüne kadar herhangi bir zorlama olmaksızın ona biat ettiler?
Peygamber Efendimizin sevgilileri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in kâfir olduğuna inandıkları birine asla biat etmeyeceklerini söylemeye bile gerek görmüyorum.
Kerbelâ hadisesi dâhil, Şiilerin çelişkilerini kendi kaynaklarıyla ortaya koyan piyasada yayımlanmış birçok müstakil eser bulunmaktadır. Konunun detayları için bu eserlerden istifade edilebilir.
Ehl-i Beyt sevgisini suistimal edip aşırıya kaçanlara Allah Resûlü’nün şu uyarısını hatırlatmadan geçemeyeceğim:
“Ey Ali! İki grup helak olacaktır: Seni sevmekte aşırı gidenler ve sana buğzedip düşmanlık besleyenler.”
Ve Allah Resûlü yine şöyle buyurmuştur:
“Ey Ali! Seninle İsa arasında bazı benzerlikler vardır. Yahudiler ona düşman kesildiler, hatta annesine bile iftirada bulundular. Hristiyanlar ise onu hakkı olmayan bir makama ulaştırarak sevgide aşırı gittiler.”
(Müstedrek-i Hâkim, Buhari’nin et-Târîhu’l-Kebîr adlı eseri ve Süyûtî’nin Târîhu’l-Hulefâ adlı eseri.)
Selam ve duayla.
NEJDET DEMİREL