ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
33,0413
EURO
35,9402
ALTIN
2.546,09
BIST
11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
34°C
İstanbul
34°C
Açık
Pazartesi Hafif Yağmurlu
31°C
Salı Hafif Yağmurlu
31°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
31°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

Nejdet Demirel

Uzun metrajlı araştırma yazıları kaleme alan Nejdet Demirel, Orta Doğu başta olmak üzere İslam dünyasının içinde bulunmuş olduğu sorunları anlatan pek çok yazısı; farklı gazete, dergi ve dijital platformlarda yayınlanmıştır.

    MEDYA YOLUYLA MÜSLÜMANLARIN TERÖRİZE EDİLMESİ

    05.08.2023 15:23
    A+
    A-

    Not: Bu yazı Vuslat Dergisi için kaleme alınmıştır. Gözcü Haberin, editoryal politikası gereği öncelikle dergide yayınlanması beklenildiğinden Gözcü Haberde gecikmeli olarak yayına alınmıştır.

    YAZININ SESLİ ANLATIMI

    Hangi döneme bakarsanız bakın Tarih, Müslümanların dışlanıp ötekileştirildiği örnekler ile doludur. Bunu yapanların; ekonomik, siyasi, vb dürtülerle hareket edildiği söylenebilir. Temel çıkış noktaları yanlız bunlardan ibarettir diye bakarsak bu yanıltıcı olur. Müslümanlara karşı beslenen düşmanlığın asıl motivasyon kaynağının “Din eksenli” olduğunu tarihte yaşanmış örneklerden anlıyoruz. Haçlı seferlerinde Osmanlı devleti’nin yıkılışına kadar yığınla örnek var. Günümüzde yapılanlar ile geçmiş arasında yapılanların en bâriz farkı şudur: İslam’a düşmanlık daha öncesinde kurumsal olarak yapılıyordu, şimdilerde ise kurumsallar görünürde yok gibi gözüksede onların destek verdiği örgütlü yapılar ön planda bu savaşı onlar adına vekaleten sürdürüyorlar. Burada kurumsallıktan kastımız; İslam’ı kendilerine düşman olarak bellemiş batılı devletlerdir.

    İngilizlerin tespiti doğrultusunda “Aydınlık Çağın Başlangıcı’nı” Hz Muhammed sav döneminden itibaren başlatacak olursak (1) Müslümanlara karşı yapılan zulüm, iftira, karalama ve ötekileştirme gibi eylemlerin dönemin önemli bir medya ayağı olan “Şairler” tarafından yapıldığını görüyoruz. Tarihe baktığımızda: Müslümanların maruz kaldığı medya terörü, farklı enstrümanlar kullanılsa da günümüze değin değişen farklı bir şeyin olmadığını, değişenlerin yanlızca; araç ve gereçlerden ibaret olduğu gerçeğidir. Geçmişte sihirbazlar, şairler, hatipler ve panayır gibi etkinlikler kullanılarak yapılan propaganda savaşları, günümüzde kompleks bir yapıya dönüşen” sosyal medya” yoluyla çok daha etkili bir şekilde yapılmaktadır.

    Alman General Erich Ludendorff, 1. Dünya Savaşı sırasında “Artık savaşlar silahla değil sözcüklerle yapılıyor. Silahı değil sözü çok iyi kullanan savaşı da kazanır” derken yukarıda bahsedilen gerçekliğe aynen vurgu yapıyordu. Bu nedenle olsa gerek. 2. Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler, süreci iyi okumuş olacak ki, mücadele için ayrı bir propaganda bakanlığı kurmuştu. İngiltere bu duruma kayıtsız kalmamış savaş döneminde kurulan BBC medya ayağı ile özel bir bölüm oluşturulmuş ve savaş hazırlıkları bu merkezden koordine edilmiştir. Medyanın her devirde etkili bir propaganda aracı olarak kullanıldığı bu örnekte de görülmektedir. 2.Dünya Savaşı, konvansiyonel savaş kadar medyanın da çok etkili bir silah olarak kullanılmasıyla savaşı kazanan taraflar açısından önemli bir yere sahiptir.

    Bu örnekleri neden anlatıyoruz?
    Geçmiş ve içinde bulunduğumuz yüzyıl, İslam’a saldırı ve nefretin kaynağı “İslamofobi” (3) adı altında medyanın değişik yöntemleri kullanılarak yapılmaktadır. Tarihte olan olaylar ile şuan yaşadıklarımız arasında doğru bir bağlantı kurulmak isteniyorsa medyanın toplumlar üzerindeki etki ve gücü irdelenmesi gerekir.

    Müslümanlara karşı yapılan sözlü ve fiziki düşmanlığın hızla artıp yayılmasında en etkin faktörlerin başında şüphesiz medya gelmektedir. Batı medyası; Müslümanlara karşı önyargı ve düşman tasavvuru oluştururken mevcut hafızasında barınan tarihsel önyargı üzerinden olaylara bakmaktadır. Medya aparatlarına hâkim olan batılı devletler, Müslümanları; hoşgörüsüz, radikal, eğitimsiz ve terörist insanlar olarak göstermeye çalışmaktadır. Dolayısıyla oluşturulan bu algı sonucu: Batılı sıradan bir insan profilinin Müslümanlara karşı; önyargılı, düşmanca, bir tutum içerisine girmesine olanak sağlamaktadır. İslam’ın aleyhine; sadece ırkçı faşist platformlarda değil, ana akım medya dediğimiz ulusal basında da çarpıtmalar yapılarak bir algı oluşturulmaktadır. Haberler, tartışma programları, filmler, diziler vb. medya kanalları dışında, siyasi ve dinî programlarda İslam ve Müslümanlar hakkında olumsuz ve önyargılı ifadelerin çokça kullanıldığı gözlenmektedir. Batı toplumlarında terör ile eşleştirilen İslâm ve Müslümanlara yapılan saldırıların yaşanmasında hiç şüphesiz medya çok etkin kullanılmaktadır. Medya tarafından yönlendirilen batı kamuoyu, terör olaylarının baş sorumlusu olarak Müslümanlar ve İslâm dinini görüyorlar. Günümüz terminoloji ile söyleyecek olursak “sosyal medyanın” maharetiyle bu ırkçı yaklaşımlar yaygın hâle getirilmiştir. Sosyal medya araçlarının toplumlarda kullanımı yaygınlaştıkça, İslâm düşmanlığı yapan çevreler; siyasi, politik ve kitlesel olarak çok güç kazanmış durumdalar.

    Müslümanların, terörist gibi algılanıp yaftalanmasında kullanılan enstrümanlara bakıldığında; sosyal medya mecraları ilk sırada yer almaktadır. Sahneye konan oyun bildik yöntemlerin kopyası niteliğindedir. Müslüman toplumlar, medya araçları kullanılarak şeytanlaştırılmış ve yalan haberlerin yapıldığı aleyhte kampanyalarla hedef hâline getirilmişlerdir. Müslümanlar, bulundukları toplumda inançlarını özgürce yapmanın zorluğundan tutun gündelik yaşamlarını dâhi yapamaz hâle getirilmiştir. Batılı ülkelerde karşılaştıkları ötekileştirilme ve uygulanan “mobbing” yetmezmiş gibi birde aleyhlerine çıkartılan yasalar sonucu; yapılan baskılar kitlesel hale dönüştürülmüştür. ABD, Avrupa ve Asya kıtasında farklı ülkelerde yaşamak zorunda kalan müslümanlar; ölüm dahil her türlü zulmü iliklerine kadar geçmişte yaşadıkları gibi aynen bu durumu tekrar yaşamaktalar.

    Tarih boyunca, medya kullanılarak Müslümanlara yapılan zulümler hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Müslüman toplumlar hakkında yalan ve iftara haberler günlerce kamuoyunda işlenir. Kitleler üzerinde algı oluşturularak nefret tohumları zerg edilen bu insanlar, galeyana getirilerek Müslümanların üzerine salınır. Aşağıda verilecek örneklerde görüleceği üzere, Müslümanların yaşamak zorunda kaldığı zulüm ve katliamlar; Batılı toplumların hangi ruh ve cinnet haliyle hareket ettiklerini anlamamız açısından çok önemlidir.

    Tarihin farklı dönemlerinde, medya yoluyla Müslümanlara yönelik yapılan zulümler değişik örnekler gösterilerek olayları özetlemeye çalıştık.

    (11 – 13. yüzyıl) Haçlı Seferleri sırasında Hristiyan din adamları, Müslümanlara karşı nefreti körüklemek için çeşitli propagandalar yaymıştır. Müslümanlar, barbar ve zalim olarak gösterilmiş ve özellikle Kudüs’ün fethi sırasında ciddi zulümlerle karşı karşıya kalmışlardır.

    İspanya’da, Reconquista (2)
    (8 – 15. yüzyıl): İspanya’da Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında uzun bir süre devam eden Reconquista sürecinde Hristiyan yönetici ve din adamları; Müslümanları aşağılayan, kötüleyen ve düşmanlaştıran haberleri kasıtlı olarak yaymışlardır. Bu dönemde Müslümanlara karşı yayılan nefret söylemi şiddet eylemlerine yol açmış, binlerce müslümanın öldürülüp yurdundan sürülmesi sonucunu doğurmuştur.

    (19 – 20. yüzyıl) Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde Avrupa’daki medya organları, Müslümanlara yönelik aşağılayıcı ve hakaret dolu sayısız haber ve makaleler yazmışlardır. Özellikle Osmanlı topraklarında yaşayan Hristiyanlarla ilgili Müslümanlar suçlu ve zalim olarak gösterilmiştir.

    1992-1995 Yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında Sırp güçler tarafından Müslüman Bosnalılar, önce şeytanlaştırılmış ve sonrasında sistematik olarak soykırım ve etnik temizliğe tâbi tutulmuştur. Binlerce Müslüman sivil öldürülmüş, tecavüz edilmiş ve toplama kamplarında işkenceye maruz kalmıştır.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül 2001’de gerçekleşen saldırıda Müslümanlara yönelik İslamofobi’nin artmasına neden olmuştur. Medya, bu olayı genellikle İslam ile ilişkilendirerek Müslümanları terörist olarak genelleştirmiştir. Bu durum, Müslümanlara karşı önyargıların artmasına ve ayrımcılığın yayılmasına yol açmış ve belli bir dönem ABD Müslümanlar için yaşanmaz bir hale gelmiştir.

    Myanmar (Burma) Budist milliyetçiler: Müslüman Rohingya halkına yönelik şiddeti körüklemiş Budist halkı müslümanlara karşı kışkırtılmıştır. Bu şiddet eylemleri 2012’den beri devam etmektedir ve binlerce Müslüman Rohingya öldürülmüş, köyleri yakılmış ve yüz binlercesi de sürgün edilmiştir.

    Çin Hükümeti, Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Müslümanlarına karşı baskı, kültürel asimilasyon politikaları ve insan hakları ihlalleri uygulamaktadır. Uygur Müslümanları; toplama kamplarında tutulmakta, zorla çalıştırılmakta, dini özgürlüklerinden mahrum bırakılmakta ve sistematik olarak ayrımcılığa maruz kalmaktadır.

    Hindistan’da, 1992 Babri Camii’nin yıkılması, Müslümanlara yönelik zulüm ve şiddet olaylarının çıkmasına neden olmuştur. Yaşanan bu hadiseler medya aracılığıyla yayılıp köpürtülmüştür. Müslümanlara karşı harekete geçen Hintli Budistler; kadın, çocuk, yaşlı bakılmaksızın birçok Müslümanı katletmişlerdir.

    Avrupa ülkelerinde İslamofobi, medya yoluyla yayılan yanlış bilgiler ve önyargılarla beslenmektedir. Müslümanlara yönelik nefret söylemi, ayrımcılık ve saldırıları artırmıştır.
    İslamofobik saldırılar, Müslüman kadınların başörtüsüne yönelik yasağın getirilmesi, camilere saldırılar ve toplumsal ayrımcılık gibi örneklerle kendini göstermiştir. Müslümanlara dönük yapılan karalama kampanyaları, medya aracılığıyla yayılarak Müslüman toplumlara yönelik ayrımcılık ve zulüm teşvik edilmiştir.

    Fransa’da, yaşayan Müslüman toplumların, dini özgürce yaşamalarına müdahale edilerek baskı altına alınmışlardır. Dolayısıyla bu ayrımcılık devlet kurumlarını da kapsayacak şekilde devam ettirilmektedir. Başörtüsü yasağı, cami inşaatlarının engellenmesi ve İslam karşıtı retorik yaklaşımlar; Müslümanlara yönelik ayrımcılığa ve zulme neden olmaktadır.

    Hollanda’da İslamofobi, özellikle 2000’li yıllarda yükselişe geçmiştir. Müslümanlara karşı ayrımcılık, cami saldırıları ve İslam karşıtı siyasi söylemler bu ülkede yaşanan sorunlardan bazılarıdır.

    Günümüze dönecek olursak; medya yoluyla Müslümanlara yapılan saldırıların boyutları bambaşka bir yöne evrildiğine şahit oluyoruz. Bu durumun iç ve dış nedensel olarak birden fazla sebeplerinin olduğunu söylemek gerekir.
    Şu saptamaları yapabiliriz:
    . Medya araç ve gereçlerinin çok çeşitlilik kazanması.
    . Şimdilerde sosyal medya olarak hayatımıza giren medya araçlarının, genç beyinlerin dahil olduğu her yaştan insan grubunun vazgeçilmezleri arasına girmesi.
    . Teknolojinin baş döndürücü hızıyla hayatımıza giren sosyal medya platformlarının sağlayıcısı ve mucidi batılıların olması.
    . İslâm dünyasının dijital çağın yönlendirilip manipüle edildiği günümüzde, gelişen bu hızlı dönüşüm karşısında hazırlıksız ve zayıf bir durumda yakalanmış olması.
    . Yeni nesil gençlerin, bilgi kaynağının neredeyse tamamını dijital kaynaklardan edinmiş olmaları.
    Batı elitlerinin, medyayı kullanarak Müslümanları karalayıp terörize etmelerine farklı alt başlıklar da söylenebilir. Konunun daha anlaşılır olması için burada çok önemli olduğunu düşündüğümüz ana başlıkları özetlemeye çalıştık.

    Merak edilen şu soruya da cevap aramamız gerekir diye düşünüyorum:
    “Müslüman toplumlar neden hedef hâline getiriliyor?”

    İslâm karşıtlarının her devirde kullandığı yöntemler farklı da olsa amaçlarının birbirine benzerliği gözden kaçmamaktadır. Medya platformları kullanılarak müslümanların seytanlaştırılmak istenmesi bir gaye ve hedef doğrultusunda yapılmaktadır.
    İslâm dünyasının, diğer din mensupları ile iletişime geçilmesi batılıların hiç arzu etmediği bir durumdur. Ortaya çıkacak bu diyalog ve etkileşim Müslümanların sayısını arttırarak daha güçlü hale gelmelerinin önünü açacaktır. İslam düşmanları, bu durumun önüne geçmek için geçmişten günümüze bildik yöntemlerle Müslümanların karşısına çıkmışlardır.
    Bu yöntemin iki şekilde sahada uygulandığını görüyoruz;
    1. Müslümanlara yapılan zulümleri görmemek..
    2. Kendilerinin destek verip büyüttüğü “Deaş” gibi terör örgütlerini kullanarak müslümanları bu örgütlerin bir parçası gibi gösterip dışlamak..
    ABD’nin, “Deaş” terör örgütünü halihazırda halen kullanmaya devam ettiğine dair farklı ülke istihbarat raporlarına yansımış bilgilerin varlığını biliyoruz.
    Kısaca şunları söyleyebiliriz. Müslümanların ötekileştirilip dışlanmasında farklı parametreler olsada en mühim olanı şudur: Müslümanların diğer din mensupları ile bir iletişim kurulması istenmemektedir. Çünkü, ortaya çıkacak bu iletişim ve diyalog İslâm dünyasına güç katıp büyütecektir. Tarihte yaşanmış olan birçok hadise aynen günümüzde tekerrür edip yaşanmaktadır. Batılı ülkeler, tüm sinerjilerini müslümanları terörize edip karalamak için kullanmak istemeleri yukarıda verilen örnekler ile beraber düşünüldüğünde bu İslâm düşmanlarının gerçek niyetlerini zaten ortaya koymaktadır.

    Rabb’im bu zalimlerin şerrinden tüm Müslümanları korusun. Batılı kâfirlerin yaptığı düşmanlık, Müslüman dünyasının kalplerini birbirine yaklaştırmasına vesile olsun.

    (1) 1730’larda İngiltere devleti tarafından, dalında uzman bir heyete hazırlatılan 62 ciltlik “Universal History from the Earliest Account of Time” Dünya Tarihi Eserinin 20. cildi tamamen Müslümanların tarihi anlatılıyor. Tefsir iki bölümden oluşuyor: Antik ve Modern Çağ. Dikkat çekici nokta şudur: İngiliz kraliyet ailesinin yazdırdığı dünya tarihi eserinde Modern Çağ bölümünün başlangıç noktası, Hz Muhammed sav dönemi olarak belirlenip kitapta yer almasıdır.

    (2) “Reconquista” Endülüs Dönemi’nde İber Yarımadasındaki Hristiyanların, yarımadadaki Müslümanların varlıklarını ortadan kaldırma amaçları ve çabalarına verilen addır. 1492 yılında son Endülüs Devletinin yıkılmasıyla başarıya ulaşan Reconquista, İspanyolcada “Yeniden fetih” anlamına gelir.

    (3) “İslamofobi” İslam dini ve Müslümanlara karşı bir akım haline gelen “İslam korkusu” olarak da tanımlanan bu kelime, bugün küresel düzeyde dünyayı tehdit eden bir hastalık haline gelmiştir.

    selam ve duayla

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.