enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
17,2281
EURO
17,6213
ALTIN
977,02
BIST
2.377,09
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Perşembe Açık
30°C
Cuma Az Bulutlu
28°C
Cumartesi Az Bulutlu
25°C
Pazar Az Bulutlu
25°C

Nejdet Demirel

Uzun metrajlı araştırma yazıları kaleme alan Nejdet Demirel, Orta Doğu başta olmak üzere İslam dünyasının içinde bulunmuş olduğu sorunları anlatan pek çok yazısı; farklı gazete, dergi ve dijital platformlarda yayınlanmıştır.

    İRAN’LA BİR VAHDET MÜMKÜNMÜ?

    22.01.2020 00:00
    A+
    A-

    Tarihi süreç içerisinden günümüze gelinceye dek, Şii taraftarlarıyla pratikte bir vahdetin olması ihtimal dahilinde mi? bu soruya cevap arıyacağız.

    ABD tarafından bir suikast sonucu, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, İran rejimini tartışmaların odağı haline getirdi. Süleymani’nin Irak topraklarında öldürülmesi öteden beri tartışılan, İran’ın başka ülkelerin içişlerine karışıyor tezini güçlendirmiş durumda. Dolayısıyla Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, İslam dünyasının genelinde memnuniyetle karşılanmıştır. Bu sevinç Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinden dolayı ile ilgili değil, elli kanlı bir katilin ölmesi ile izah edilebilecek bir durumdur. Yaratıcı, mazlumun intikamını bazen zalim birini başka bir zalime musallat ederekte alır. Biz buna sünnetullah diyoruz, terörist ABD tarafından katil Süleymani’nin öldürülmesine, her vicdan sahibi insanın bakış açısı bu olması gerektiğine inanmaktayım.

    ABD, İran, ilişkilerine bakıldığı zaman, İran’ın büyük şeytan dediği Amerika Birleşik Devletleri ile bir çok ortak operasyon ve istihbarat paylaşımı bizzat ABD’nin öldürdüğü Kasım Süleymani öncülüğünde bir ekip tarafından yapıldığını, İran devletinin en üst düzeyde yöneten kadroların itiraflarından öğreniyoruz.
    Aşağıda sıralayacağımız İranlı yetkililer aynen şu itirafta bulunuyorlar.
    “ABD’YE İRAN DEVLETİ YARDIM VE İSTİHBARAT DESTEĞİ VERMEMİŞ OLSAYDI, ABD NE IRAK’I NEDE AFGANİSTAN’I İŞGAL EDEBİLİRDİ. BİZİM SAĞLADIĞIMIZ DESTEKLE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ BU ÜLKELERİ İŞGAL EDEBİLMİŞTİR. AYNI İRANLI DEVLET BAŞKANLARI, IRAK ANAYASASINI ABD İLE BERABER YAZIP HAZIRLADIK DİYE SÖYLÜYOR.”
    Bu itirafları yapan İranlı devlet büyükleri şunlar :
    . İran eski cumhurbaşkanı, “Mahmud Ahmedinejad”
    . İran’ın eski cumhurbaşkanı, “Haşimi Rafsancani”
    . İran eski cumhurbaşkanı, “Ali Hatemi”
    . Hamaney’in başdanışmanı “Ali Ekber Velayeti”
    . İran eski başkan yardımcısı, “Muhammed Ali Abtahi”
    . İran eski dışişleri bakan yardımcısı, “Muhsin Amizade”

    Not : İranlı yetkililerin itiraf ve ses kayıtlarına, açık kaynaklardan rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

    Şii İran’a duyulan nefretin jeopolitik sebeplerini görmek için bu duruma nasıl gelindi diye geçmişe bakmamız yeterli olacaktır. Humeyni ve etrafındakiler 1979 devrim sonrası ele geçirdikleri iktidar gücünü, sünni İslam dünyasını şiiliğe dönüştürmek için kullandılar. Afrika’dan, Asya’ya şiiliğin olmadığı coğrafya, şii nüfusun oluşması için gayret sarf edilmiş şiiliğin zayıf olduğu bölgelerde ise şii nüfus oranı artırılarak o bölgelerdeki demografik yapı değiştirilmeye çalışılmıştır. Bu kirli oyun için yüzlerce ifade edebileceğimiz milis gücü oluşturuldu. Devlet imkanları bu iş için seferber edilerek büyük finans kaynakları meydana getirilmiştir. İran rejimi, bu yayılmacı stratejiden büyük ölçüde başarı elde ettiğinin altını çizmek gerekir. Yemen, Lübnan, Nijerya, Suriye, Irak, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan, Hindistan, Afganistan ve Türkiye’nin dahil olduğu pek çok ülke örnek olarak verilebilir.
    İran’ın Dinî Lideri Ayetullah Ali Hamaney’e yakınlığı ile bilinen Tahran Milletvekili “Ali Rıza Zakai” bu durumu şöyle anlatıyor :
    “İran’ın Tahran haricinde Beyrut, Şam, Bağdat ve Sana gibi dört başkentimiz daha var. Diyerek İran’ın Sünni coğrafyalarda yayılmacı politikasını deşifre etmiş oluyordu.

    İran şii mezhebi yayılmacı anlayışını sürdürürken, Sünni müslümanları aldatabilmek için, 2 önemli ana başlık ön plana çıkartılarak kullanılmıştır.
    . Filistin meselesi ve
    . Müslümanların vahdet ve birliği konusu
    Tarihteki şii retoriğin temel dini ve sosyal farklılığına bakıldığı taktirde, şiiler ile birlik ve vahdetin imkansız olduğu zaten görülecektir. Yalanı takiye adı altında bir inanç haline dönüştüren şii mezhebi, ehli sünnet İslam anlayışına karşı ilk savaşı, Hz Hüseyin’e ihanet edip şehit edilmesinin baş aktörleri kendileri oldukları halde, Hz Hüseyin’i sünniler katletti diyerek başlatmışlardır.

    Tarihi hakikatler bizlere şunu göstermiştir ki : Şii ekolü müslüman olmayan bir ülkeyi fethetmemiş ve Haçlı, Moğol, Bizans ve Avrupalı kâfirlerle karşı bir savaşta vermemişlerdir. Şiilik ve ona bağlı ekoller mücadele ve savaşlarını, Sünni İslam devletlerine karşı vererek, binlerce masum insanın öldürülmesine ön ayak olmuşlardır.

    . Moğolları Bağdata davet edip, bir milyona yakın her yaştan müslümanın katledilmesine sebep olan, “vezir İbnül Alkami ve Nasirüddin Tusi” Şii mezhebine mensup birileriydi.
    . Haçlılarla işbirliği yapan Mısır Fatımileri Şii bir devletti.
    . Suriye’nin Şii İsmailiye kolu, Osmanlı’ya karşı, Avrupalı Hiristiyanlardan oluşan Haçlı ittifakına yardım ederek, Osmanlı devletine ihanet edip arkadan vuran, “Safevi Şiilerin’den” başkası değildi.

    İslam dünyasını kasıp kavuran Moğollar’la işbirliği yapılmış ve Bizanslar’la ortak hareket edilerek, sünni müslümanlara karşı düşman unsurlarına yardım edilmiştir. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin düşman karşısında zaafa uğratılmasında, şiilerin düşmanca tutum ve mücadelesi önemli bir yer tutmaktadır.
    Selçuklu Sultanı Melikşah ve vezirlerin veziri Nizâmülmülk, Şiiliğin bir kolu olan Hasan Sabbah’ın kurduğu “Haşhaşiler” tarafından şehit edildiğini yeri gelmişken söyleyelim.

    İran Filistin meselesini de kendi menfaati için kullanmaktan çekinmemiştir. Filistinli gruplara para ve silah yardımı karşılığı, onları şiileştirmek ve kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmıştır. Buna bir örnek: Filistinli silahlı gruplardan olan islami cihat örgütüdür. Örgüt tamamen İranın kontrolüne geçmiş durumdadır. Türkiye sınır güvenliğini sağlamak için PKK/PYD karşı sınır ötesi bir operasyon başlatmıştı, ne hazindir ki bu operasyona ilk karşı çıkanlardan biri İslami cihat örgütü olmuştu. Çünkü İran’da operasyona şiddetle karşı çıkıyor ve destek verdiği paramiliter gruplarında karşı çıkması için onları yönlendiriyordu.

    İran’ın etkisi altına almaya çalıştığı bir diğer grup, gazzeyi yöneten Hamas hareketidir. Kasım Süleymani’ye Kudüs şehidi diyen Hamas lideri İsmail Haniye, unutmuş olacak ki, Kudüs’ü fethedip özgürleştiren Hz.Ömer ve Selahaddin Eyyübi, Şii İran tarafından şeytan olarak görülür. Bu güzide şahsiyetler, İran şii inancına göre müslüman dahi görülmeyip düşmanlık besleyen ezici bir kitlenin varlığı her zaman var olmuştur.

    Kasım Süleymani’ye, Kudüs şehidi denmesi tüm Kudüs şehitlerinin kemiklerini sızlatmıştır. Hamas hareketi içine düşmüş olduğu çelişkili bu durumu daha ne kadar sürdürebilir bekleyip hep beraber göreceğiz. Hamas’ın, yanlız bırakılıp İran’ın kucağına itilmesine Mısır, başta olmak üzere Arap ülkelerinin Hamas hareketine karşı sergiledikleri düşmanca tutumun etkili olduğunu söyleyebiliriz… Aynı Hamas Suriye rejimine karşı muhaliflere destek verdiği İçin, İran tarafından sağlanan yardımlar askıya alınmış ve İran rejimi, Hamas hareketini her türlü platformlarda şeytanlaştırarak tavır aldığını da unutmamamız gerekir.

    Günümüze gelindiğinde durumun geçmişten pek farklı olmadığı görülecektir. Fars milliyetçiliği sosuna batırılmış İran’ın Şii mezhep anlayışı, siyasi tavır ve duruşuyla müslüman halkların karşısında konumlanmaya devam etmektedir. Azerbaycan’ın Şii mezhep anlayışı, İran bağnaz Şii mezhep anlayışıyla örtüşmediğinden ve Ehli Sünnetin dini yorumlama anlayışına yakın bir duruş sergilemesinden vede Türkiye’nin dahil olduğu sünni halkların yaşadığı devletlerle iyi ilişkilerin etkisinden olsa gerek.. İran Azerbaycan devletine karşı örtülü bir savaş yürütmektedir.  Bununla da yetinmeyen İran rejimi, Azeri-Ermeni savaşında açıktan Ermenistan’dan yana tavır almıştır. Rusların masum binlerce Çeçen müslümanın ırzına geçip katledilmesi karşısında, Şii İran Rusları desteklemiştir. İran devleti Komünist Çin yönetimi tarafından asimile edilen kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürülen “uygurlu” Türk müslümanlara sırtını dönmüş ve yaşanan katliamlara, Çin’in içişleri sorunudur diyerek kominist Çin devletine sahip çıkmıştır.

    İran rejiminin Türkiye’ye karşı tavrına gelecek olursak, düşmanca ve iki yüzlü bir ilişki sürdürülmektedir. Güncelliğini koruyan bir iki misal vermek istiyorum. Terör örgütü PKK’nın en büyük lojistik desteği sağlayan ülkelerin başında İran gelmektedir. İran medyası ve Din adamları her fırsatta Türkiye aleyhinde düşmanca söylem ve tavırlardan geri durmamışlardır…
    En son yaşadığımız hadise bunu teyid etmektedir. İran futbol federasyonu, “Barış Pınarı Harekatı’nı” desteklemek amacıyla sosyal medya hesabından Türk bayrağı ve Türk askerinin fotoğrafını paylaşan “futbolcu Mehdi Bebri’ye” sahalardan men cezası verilmişti. Bazı İranlı millet vekilleri ise, daha ileriye giderek futbolcu “Mehdi Bebri’yi” ölümle tehdit etmişlerdi.

    Yukarıda anlatılanlar ışığında şunu vurgulamak isterim ki :
    Ehli sünnet Alimleri Şiiliği tasvir ederken şu tespiti yaparlar.
    Şiilik “Takiye” adı altında, yalan konuşmanın, iki yüzlü davranışın, İslamın adı kullanılarak siyasi olayların İTİKAT haline dönüştüğü, bidat ehli bir mezhep yorumudur. Dolayısıyla Fars milliyetçiliği ile sentezlenmiş Şii inancı ile bir vahdetin olması, kandırmacadan öteye geçmeyen ve İran’ın yayılmacı siyasetini gizlemek için, Şii din adamları tarafından uydurulmuş bir safsatadan ibarettir.

    İran İslam devrimin kurucusu Ayetullah İmam Humeyni, “El-Mekasıbu’l-Muharreme” adlı kitabında Ehli sünnet Müslümanları için aynen şu ifadeleri kullanıyor :
    “Şii dışında bir Muhalife İftira atmak ve O kişinin Namusuna dil uzatmak caizdir. Ama güzel olan bunu yapmamaktır.”
    Ayetullah İmam Humeyni “El-Mekasıbu’l-Muharreme”
    CİLT: 1 Sayfa: 376-380)

    Humeyni temizlik bahsini anlatırken, peygamber efendimizin eşi Ayşe annemiz için kullandığı korkunç ifede aynen şöyle :
    “Aişe, Köpekten ve Domuzdan Daha aşağıdır.” (Haşa)
    Eser Adı: Kitabut Tahareh
    Ayetullah İmam Humeyni
    CİLT: 3  Sayfa: 457

    NOT : Humeyni’nin kaynak verilen iki kitabı, İran’da herhangi bir kitapçıdan satın alınıp bakılabilir.

    “KENDİNDEN OLMAYANIN NAMUSUNA DİL UZATIP İFTİRA ATAN, PEYGAMBER EFENDİMİZİN EŞİNE ZİNAKAR KÖTÜ KADIN DİYEN, VAR OLUŞUNU EHLİ SÜNNET DÜŞMANLIĞI ÜZERİNE BİNA EDEN” Bu anlayışla vahdetin mümkün olup olmayacağının yorumunu sizlere bırakıyorum.

    Rabbim dalalete ve sapıklığa düşmüşlerin şerrinden bizleri korusun. Onlara karşı bizlere güç ve kuvvet versin.
    Amin…

    Selam ve Duayla

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.