ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
32,6328
EURO
34,9233
ALTIN
2.447,21
BIST
10.488,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
28°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
29°C
Salı Az Bulutlu
29°C

Mustafa Özcan

Mısır ve Suriye’de Arapça ve İslami eğitim alan Mustafa Özcan, Milli Gazete, Yeni Şafak ve Yeni Asya gazetelerinde dış haberler servislerini yönetti.Yerli ve yabancı onlarca dergi ve gazetede yazı ve makaleleri yayınlanmıştır.

    Korona Karşısında Şiilik Savunması

    04.04.2020 00:00
    A+
    A-

    Korona virüsü karşısında herkes sınav veriyor. Bazları bu virüs karşısında yanlış davranışlarıyla sarsılıyorlar. Dini anlayışlar veya yapılar da buna dahil. Bunlardan birisi de şüphesiz Şiilik. Şiiler korona karşısında savunmaya geçtiler. Sebebi de basit.  Korona virüsünün dini olarak bağışıklık göstermesi gereken yerleri ve dokunulmaz sayılan dini siteleri de yoklaması, vurması.  Şiiler tarafından ‘kutsal eşikler’ olarak anılan yapıların da bu saldırıdan veya salgından nasiplerini almaları, muaf ve masun kalamamaları. Bu da en azından Şiiliğin konuya yaklaşım felsefesi açsından tereddütlere mahal vermediğini gösteriyor.  İslam aleminde korona en fazla İran ile Şii komşusu Irak’a yakaladı. 

    Portekiz’deki Fatima şehrinden sonra ikinci Fatima şehri olarak anılabilecek, nitelendirilebilecek Kum şehri Şiiler açsından kutsal sayılıyor. Hatta kutsallığı Meşhed gibi şehirlerinde önüne geçiyor,  onları arkada bırakıyor. Şii literatüründe bu şehir ‘Uşşu Al-i Muhammed’ adıyla anılıyor. Yani Al-i Muhammed’in ocağı veya yuvası. Ya da Musa Kazım’ın kızı Fatıma ile anlan bir şehir. Şiilerde abartı mübah olduğundan onlarda takdisin de sınırını bulamazsınız.  Dünya sıralamasında İran korona virüsü vakalarında en üst sıralarda seyrediyor. Bu açıdan neden İran diğer ülkelerden daha ziyade böyle bir salgına maruz kaldı sorusu soruluyor! İkincisi,  İran’da bu virüsün yayılmasının merkez üssü ise Kum şehri olmuştur. Bu durumda kutsal eşik olarak anılan şehir neden bu virüse karşı kendisini koruyamadı sorusu soruluyor. Hizbullah neden Suriye’de Seyyidetü Zeynep’i koruma konusunda olduğu gibi devreye giremedi?   Yoksa manevi gücü mü yeterli gelmedi?

    Elbette Şii değilseniz, bu sorunun cevabını vermek gayet kolay ve basittir.  Kabe bile böyle bir saldırıdan masun değilse Kum neden masun kalsın? Kaldı ki hadislerde kıyamete yakın Zissuveykateyn ( çırpı bacaklı) olarak anılan Habeşli birisinin Kabe’yi  yıkacağı haber verilmektedir.  Kabe’yi koruyan sigorta tabir caizse müminlerin teyakkuz hali ve salih ve güzel amelleridir. Burada Şiiler abartılarının kurbanı oluyorlar. Bundan dolayı da tedbir almadıklarından salgının merkez üssü ülkelerinden biri haline geliyorlar. Sözgelimi Suudi Arabistan  ‘Vehhabi’ bir ülke ve dini ziyaret anlamında dünyanın her yönüne açık olmasına rağmen yine de korona virüs vakaları İran’a oranla çok sınırlı kalmıştır. Sıkı önlemler aldı ve karantina uyguladı.

    İran ise kendini kandırdı. Devrim kutlamaları şatafatı için halkı gözden çıkardı ve feda etti.  Tam korona virüsüyle mücadele etme günlerinde yani 11 Şubat 2020 tarihinde bu fırsatı kullanmak yerine halkın katılımını artırmak için korona ile ilgili gerekli duyuru ve uyarılarını yapmadı.  21 Şubat tarihinde de seçime katlımın düşük kalmaması için virüsün yayılma ihtimalini ve oranını yine halktan gizledi.  Kısaca devrim ve devrim gösterileri yani riyakarlığı İran’ın başına bela oldu.  Devrim kısaca İran’ın başına bela oldu.  Sadece İran halkının değil bütün bölgenin. Kriz üretmekte İsrail’in gölgesi haline gelmiştir. Korona virüsü de tuzu biberi oldu.

    Korona virüsüyle alakalı haklı sorular karşısında Şii merciler topu taca atıyor ve sorumluluk geliştirmek yerine bu defa da bela ile kayrıldıklarını ve seçildiklerini söylüyorlar! Bela en çok peygamberleri ve velileri ve onlara yakın olan kişileri vurur ve onlara gelir mealindeki hadisi ve ya me’sur kelamı gerekçe yaparak  ‘Allah en çok belayı sevdiğine verir’ diyorlar.  Bu Şiilere has olmayıp umumi bir cevaptır. Şiilerin kendilerine tahsis etmesi avuntu ve  ‘hüsnü kuruntu’ kabilinden sayılmalıdır. Elbette dağların tepesi karlı olur biliriz ama bu durumda Allah’ın İtalya, İspanya’yı da kayırdığını da söylememiz gerekecek! İran ile Irak’ı Şii oldukları için onları da Katolik oldukları için cezalandırmaya gitmiş olmalıdır! Seyyid Hadi el Müderrisi adlı Şii hoca korona virüsü karşısında Şia’nın havzasını, harimini savunmak için bu tarz bir yola başvurmakta böyle bir değerlendirme yapmaktadır. Bir konuşmasında Seyyid Hadi el Müderrisi korona virüsünün Şia için bir azap olup olmadığını sorusuna cevap arıyor.  Soruyu da bizzat kendisi cevaplandırıyor. Aksine bir sonuca ulaşıyor korona virüsünün azap yerine Şia açısından rahmet olduğunu söylüyor.  Kerbela  vakası ile karşılaştırıyor.  Bu hususta Ali Bardakoğlu’nun vardığı sonuçlarla benzerlik arz ettiğini söyleyebiliriz. O da şudur:   ‘Korona ceza’ diyerek insanları Allah’la tehdit etmek İslami değil! Müderresi dünyanın mümin için bir zindan kafir için de cennet olduğunu söylüyor ve kaziyesine veya tezini böyle ispat etmeye gayret ediyor.  

     Karşı değerlendirmeyi yapanların meseleye dünya gözüyle baktıklarını ahiret gözüne bigane ve yabancı olduklarını savunmaktadır. Bunları şamatacılar olarak nitelendirmektedir.  Suriye ve Irak’ı, halkı için cehenneme çevirdiklerinden elbette söz etmiyor. Bu belanın Şia için kurbiyete vesile olacağını da ifade etmektedir. Şiiler Mehdi’nin çıkması için fesat ve yolsuzlukların yayılmasını vesile gördükleri gibi bulaşıcı hastalığın yayılmasına vesile olan dini mekanları ziyaretleri de askıya almıyorlar. Bu da Şii havzalarda bu hastalığın veya virüsün yayılmasına hizmet ediyor. İşte burada dini anlamda sağlıklı sorumlu anlayışlarla sağlıksız ve sorumsuz anlayışlar arasında sınır da taayyün ve teşekkül ediyor.  Kimi Evanjelik kiliseler ve İsrail’de Haredi mahalleleri korona virüsünün yuvası haline gelirken hem Iraklı hem de İranlı Şii kafileleri Şam ve Suriye’deki kutsal mekanları  ziyaretten kaçınmıyor, vazgeçmiyorlar.  Kimi dindar Yahudiler virüs sonrası dünyada Davud soylu Mesih’in zuhurunu şevkle beklerken; Şiiler de Mehdi’nin zuhurunun korona illetiyle baş etmede kendilerine yardımcı olacağını düşünüyorlar.  Korona illetini bu vesile ile püskürtebileceklerini düşünüyorlar.  Hassan Hassan adlı zat, sosyal medya hesabında dile getirdiği gibi Suriye’den kutsal eşik ziyaretinden dönen Şii hacılara yapılan testler pozitif çıkmıştır. Şii havzalarda bu anlayışı yasaklayan fetvalar da bulunmuyor. Bu durumda kamu bilinci de yayılmayı engellemeyecektir.  Hastalık kapmak değil bilakis şifa bulmak için ‘Şii hacılar’ korona virüs riskini taşıyan dini siteleri ziyaretten kendilerini alamıyorlar.   Arapların ifadesiyle’ şerrü’l  beliyyeti ma yüdhiku/belanın püsküllüsü insanı güldürendir!’

     Irak’ın buradaki tek şanssızlığı İran ile sınır ve komşu olmasıdır.  İlk günlerden itibaren İran ile sınırlarını kapattığını ilan etse bile korona vakaların artışı geç kaldığını gösteriyor.  Müderrisi’nin savunduğu gibi kindar olan Sünni kitleler olmayıp asırların kinini aşamayan Şii anlayışıdır.  Mehdi’nin Davut şeriatını uygulayacağı iddialarına eşlik eden ric’at anlayışı da bunun delilidir.

    Kimsenin acısıyla mutlu olmayız, teselli bulmayız!  Bununla birlikte herkes olaylardan ders çıkartırsa, alırsa acıların azalacağına ve biteceğine inanıyoruz.  

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.