enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
24°C
İstanbul
24°C
Açık
Pazartesi Açık
25°C
Salı Az Bulutlu
25°C
Çarşamba Açık
25°C
Perşembe Az Bulutlu
25°C

Mustafa Özcan

Mısır ve Suriye’de Arapça ve İslami eğitim alan Mustafa Özcan, Milli Gazete, Yeni Şafak ve Yeni Asya gazetelerinde dış haberler servislerini yönetti.Yerli ve yabancı onlarca dergi ve gazetede yazı ve makaleleri yayınlanmıştır.

    Kriketçi İmran Han ile komedyen Zelenski

    22.04.2022 16:09
    A+
    A-

    Suriyeli dostumuz Züheyir Salim Mişel Eflak ile ilgili bir kayıtla karşılaştığını ve bu kayıtta onun dönmeler zümresinden yani kripto Yahudi olduğunun vurgulandığını şaşkınlıkla izlediğini söylüyor. Halbuki bildiğinin bunun hilafına olduğunu ifade ediyor. Mişel Eflak Suriyeli Baasçılar tarafından derdest edilmiş o da kapağı Irak’a atmak zorunda kalmıştır. Sonuçta onu bir mağdur olarak değerlendiriyor. Irak safahatıyla birlikte doğan çocuğuna Muhammed adını veriyor ve bilahare ‘ebu Muhammed’ künyesiyle anılıyor. Öldüğünde de İslami kurallara göre defnediliyor. Zira vasiyeti o yönde. Züheyir Salim, Mişel Eflak’ın bu değişimini ve din değiştirmesini samimi buluyor. Keza Nuseyri zümresinden olmakla birlikte Fransızlara karşı ilk isyan dalgasını başlatan Salih el Ali ile ilgili araştırmalarında da müspet bulgulara rastladığını ve o yönde araştırmasını derinleştirmeye ve genişletmeye kalkıştığını lakin çevresinin buna tahammül edemediği için yarıda kestiğini anlatıyor. Bu yöndeki araştırmalarına son veriyor. Lakin çıkardığı bir sonuç var. Kafa konforunu bozmak istemeyen çevreler basmakalıp fikirlere inanmaya meyilli oluyorlar. Bunun için de bazı akımları dolgu maddesi olarak kullanıyorlar. Halbuki gerçekler ideolojik hatları aşıyor.

    Yel değirmenlerine saldırır gibi gayya kuyusu gibi olan Masonluk, Siyonizm ve Yahudiliğe saldırıyorlar. Bu suretle gerçekleri gayya kuyusuna atıyorlar ve gerçekler orada kayboluyor. Gerçekleri sadece siyasi ve ideolojik markalar belirliyor ve insandan eser kalmıyor. Yine bizim camiadan asker kökenli merhum bir dış politika yazarımız zorlandığı anda devreye Dünya Kiliseler Birliğini sokar ve kayıp bağlantıyı veya halkayı öylece tamamlardı. Ne demişler: Vurun abalıya! Bunun adı tembellik ve kolaycılıktır. Komploculuk kafa konforunu besler ama gerçeklere ulaştırmaz. Bu, komployu inkar değil ama basitleştirmekten kaçınma uyarısıdır. Komplo teorileri farklı etkenlerle birlikte mecrasından çıkabilir, sapabilir ve taşabilir. Öyle de olmaktadır. İradelerin çarpışması devreye girmekte ve istenilen mecrayı aşındırmaktadır. Kur’an da bize ihtiyatlı olmayı öğütlüyor. ‘Bir topluluğa öfkeniz sizi adaletten saptırmasın’ mealinde ayetler var.

    Son sıralarda Pakistan ile Ukrayna odaklı komplo teorilerinden geçilmiyor. Özellikle de teoriler Zelenski ile İmran Han üzerinde odaklanıyor. Zelenksi meselesini Mişel Eflak örneğinden yola çıkarak tahlil etmek mümkün. Bütün hareketlerini Siyonizme bağlı olarak izah etmek ne kadar yeterli bilemiyorum! En azından bu, tali unsurları yok farz etmek olur. Keza İmran Han İslam kahramanı olduğu için mi alaşağı ediliyor? O da İslam kahramanı vasfını hak ediyor mu, belli değil.

    Matruşka sistemi gibi iç içe komplo teorileri havada uçuşuyor. Kimileri Putin’in tuşa getirildiğini ve Ukrayna’da tuzağa ve bataklığa çekildiğini ileri sürüyor. Peki elinde onca devlet aygıtı var, önünü görmek için onları niye kullanmamış! Gerek mi görmemiş? Bu süreç tek yanlı bir durum değil bunun böyle almadığını ‘istidrac’ adlı yazımızda ortaya koymaya çalışmıştık. Biraz da Putin ve çevresi kendi sakarlıklarının kurbanı oldu. Bir iki günde Ukrayna’yı dize getireceklerini sanmışlar. Kutlamalar için şarkıcılar bile ayarlamışlar. Şenlikleri mateme dönüştü.

    Generalleri ile istihbaratçıların dolduruşuna gelmiş. Aleksey Arestoviç Rus generallerin Putin’i iğfal ettiklerini ileri sürüyor. Peki aynı veya benzeri Rus generaller Putin’i düşürdükleri çıkmazdan kurtarabilecekler mi? Dana doğrusu hışmından çekindikleri için istihbaratçılar ve generaller gerçeği değil istediğini söylemişler. Bu suretle Putin şapa oturmuştur. Başa dönseydi yaptığını eminim yapmazdı. Şimdi bir çıkmaz içinde. Bundan dolayı hedeflerini küçülttü. Donbas veya Karedeniz kıyı şeridini ele geçirmek için asker sayısını ve de ateş gücünü yükseltmesi lazım. O da bunu yapıyor. Bunun için de Halep kasabını sahaya sürdü. Alexander Dvornikov seleflerinin yapamadıklarını yapabilecek mi? Bu atamalar veya bataklığa saplanma hali bize Dağlıların veya Şeyh Şamil’in Rus generallerini püskürtmesini hatırlatıyor. Her atanmış general başarısız olunca bir yenisiyle değiştiriliyor. Putin de bu konuda seleflerinin izinden gidiyor. Başarsız generalleri kızağa çekiyor daha tecrübeli ve acımasız olanları cepheye sürüyor. Böylece kısır döngüyü kırmak istiyor. Ateş gücüyle yakarak yıkarak ilerlemek istiyor. Bu defa Putin ya istediğini alacak ya da kariyeri sona erecek. Ukrayna fiyaskosu ileride Rusya’nın parçalanmasını da beraberinde getirebilir. 25 pareye bölünmesi ihtimali dillendiriliyor. Hitler gibi bütün dünyayı karşısına alıyor.

    Kendi payını atlayarak; Putin’in içeriden ve dışarıdan çok yönlü bir kumpasa çekildiği ve düşürüldüğünü varsayalım. Acaba Amerikalılar ve içerideki generaller Putin’e nasihatte bulunsalar ‘yapma’ deselerdi onları dinleyecek miydi? Yoksa bu nasihatleri zaaf işareti mi sayacaktı? Saddam’ın yaptığını yapıyor. Şimdi bile rica edebilir ve yol yakinken geri dönebilir. Lakin gururu bunu mani oluyor. Bütün diktatörler aptaldır ve kendilerine ricat hattı bırakmazlar. Kendisini ilahlaştırdığı için çıktığı erik ağacından inemiyor. Putin planladığı gibi Zelenski’yi deviremeden dost ateşiyle planlamadığı Pakistanlı İmran Han’ı devirdi. Zelenski’ye attı ama İmran Han’ı tutturdu. Kimileri İslam kahramanı olarak algıladıkları İmran Han hakkındaki gensoru sürecini ve bu suretle devrilmesini komplo olarak değerlendiriyor. İmran Han da iç sürecin bir şekilde dışarının ve ABD’nin etkilemesiyle alevlendiği görüşünde. Amerikalıların Pakistan’ın içişlerine karıştıkları bir sır değil. Ama bu müdahale biçimi İmran Han’ı devirmeye yeter mi? Yoksa iç faktörler de devrede mi? Yoksa mazlum rolü oynayarak siyasi piyasada gücünü mü artırmak istiyor? Benazır Butto’nun yükselişinde aynı çevreler veya İsrail’e yakın çevreler etkili olmuştur. Stephen J. Solarz gibi senatörler ona sahip çıkmışlardı. Pakistan Başbakanı ve eski bir kriket oyuncusu olan İmran Han Washington’daki elçileri Macid Han’a dayandırdığı bilgiye göre Amerikan hariciyesinden bölge sorumlusu Donald Lu’nun kendisini hedef almış ve tehdit savurmuş. Yapmayacakları iş değil ama bu komplo sayılır mı? Yoksa zorlama mı? İmran Han bu suretle komplo iddiasında bulunmuş ve ABD’nin Pakistan’da rejim değişikliği peşinden koştuğunu söylemiştir. Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcısı Jalina Porter ise kesinlikle böyle bir müdahalenin olmadığını söylüyor. Tarafların bu çelişkili ifadeleri karşısında nasıl bir sonuca varmalıyız?

    Vaktiyle Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage da Müşerref’i ve dahası Pakistan’ı taş çağına döndürmekle tehdit etmişti. Bu Müşerref’in ihanetini örter ve onu makbul bir adam yapar mı? Zannetmiyoruz.

    Amerikalılar İslam kahramanı olduğu için mi İmran Han’ ı tehdit ediyor? Sonuçta İmran Han popülist birisi. Adalete ve hakikate göre değil kişisel çıkarlarına göre şekilleniyor, hareket ediyor. Zelenski ne kadar Siyonist ise İmran Han da o kadar İslam kahramanı sayılır! Suriye muhalefeti onu Esat’ın yakın dostu olarak biliyor ve telakki ediyor. Mesela Pakistanlı Şii milislerin Suriye’ye akın etmesi karşılığında bir önlem alabilmiş değil. İran ile Suudi Arabistan arasında gidip geliyor. Elbette Pakistan’ın şartları kolay değil. İşlemediği suçu ona yüklemek doğru değil. Lakin Ukrayna konusunda da gereksiz bir tutum takındı ve Putin’in işgalini destekledi. En azından ahlaki açıdan savunulabilecek bir pozisyon değil. Lakin bu Amerikan hamlesinde ne kadar etikli oldu? Belki de hiç. Burada kimi Batılı ülkelere kızdığı söylenebilir. Söz gelimi Ukrayna konusunda hassasiyet gösteren Batılı ülkeler Keşmir konusunda ipe un seriyorlar. Modi’yi destekliyorlar. Çokları gibi böyle düşünüyor da olabilir. Haksız olmasa da bu şablon tam yerine oturmuyor. Kırım ile Keşmir’i mukayeseli olarak ele aldığımızda Batılı ülkeler Kırım’ın Rusya tarafından yutulması karşısında da pek bir varlık göstermedi. Ne zaman ki Putin ülkenin genelini işgal etmek istedi o zaman varlık gösterdiler ve daha aktif davrandılar. Elbette İmran Han’ın haklı tarafları var ama ne Putin ne de Beşşar haklı. Putin de öyle saçma mukayeseler yapıyor. ABD’nin Rakka’yı yerle bir etmesine rağmen kendilerinden Buça’nın hesabının sorulduğunu ima ediyor. Burada ABD’nin bir, Putin’in iki suçu var. Rakka bombardımanı sırasında niye tepki göstermedi? Bu muvazaalı yaklaşımla ABD ile muhtemel çıkarlarını mı kolladı? İkincisi su-i misal misal olmaz ve Buça katliamı bir insanlık suçudur. Putin de George Walker Bush gibi moron yani geri zekalı çıktı. Konuşmaları ile kendini ele veriyor.

    Keşmir’i hatırlarken Suriye’yi unutmak olmaz. Pakistanlı Şiilerin oluşturduğu Fatimiyyun gibi milisler Suriye topraklarında Ruslarla omuz omuza Sünnileri katlediyorlar.

    Kimileri İmran Han’a İslam kahramanı yakıştırmasında bulunurken kimileri de Zelenki’ye Siyonist yakıştırmasında bulunuyor. Malezya ve Pakistan turundan sonra ülkesine (Trinidad veTabago) dönen youtuber veya youtube vaizi İmran Hüseyin ise Ukrayna savunmasını Suriye denkleminde IŞİD’e benzetirken, Zelenksi ve Ukraynalıların Putin karşısında ülkelerini savunmasını da ‘Siyonist direniş’ olarak yaftalıyor. Rus azınlığın ülkeyi bölme girişimini ise Filistinlilerin direnişine benzetiyor. Bazıları daha da ileri giderek Zelenski’nin Ukrayna’yı yeni Hazar Devleti yapmak istediğinden dem vuruyor. Uluslararası insan hakları gözlemcilerinden Dirk Adriaensens de Zelenski’nin Siyonist olduğunu iddia etti. Hatlar o kadar karışık ki kimin Siyonist kimin İsrail’e daha yakın olduğunu kestirmek kolay değil. İdeolojiler üzerinden gidersek hatlar karışıyor gerçekler üzerinden gidersek netleşiyor. Bir Yahudi olarak Zelenki’nin İsrail’e sempatisi, Filistinlilere mesafesi göz ardı edilemez lakin Ukrayna Zelenski’den ibaret değil. Putin’in kendisi de Siyonist çevrelerin pek uzağında değil. Ukrayna ile Rusya’nın ortak böleni ‘Üçüncü Tapıınak’ projesi için milyonlarca dolar akıtan veya teberruda bulunan Yahudi asıllı Rus oligark Roman Abramoviç’tir.

    Pekala şöyle söylemek mümkün: Ne Zelenski komplonun aracı ne de İmran Han komplonun hedefindeki isim. Uluslararası ilişkiler sandığımızdan da daha karmaşık! Sadece komplo ile izah edilemez. ‘Yalnız havyarla yaşanmaz’ adında bir kitap var ondan ilhamla sadece komplo ile gerçekler izah edilemez diyoruz. Komplo köpükten ibaret. Derinlerde saklı çıkar dürtülerini ve hırsları da unutmamak gerekir!

    Fikriyat

    Yazarın Diğer Yazıları
    01.09.2021 16:57
    15.11.2019 00:00
    30.01.2021 00:00
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.