enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
13,4726
EURO
15,2894
ALTIN
793,64
BIST
2.011,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Karla Karışık Yağmurlu
2°C
İstanbul
2°C
Karla Karışık Yağmurlu
Pazar Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazartesi Çok Bulutlu
2°C
Salı Çok Bulutlu
4°C
Çarşamba Çok Bulutlu
4°C

Nejdet Demirel

Uzun metrajlı araştırma yazıları kaleme alan Nejdet Demirel, Orta Doğu başta olmak üzere İslam dünyasının içinde bulunmuş olduğu sorunları anlatan pek çok yazısı; farklı gazete, dergi ve dijital platformlarda yayınlanmıştır.

    Hz İSA GELECEKMİ?

    12.12.2021 02:30
    A+
    A-

    Modern zamanlarda algı ve kültür erozyonuna maruz kalan müslümanlar, Kendi değer yargılarından uzaklaşarak başka kültür ve inançların etkisiyle savrulmalar yaşamaktalar.
    Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle beraber bu kopuş ve savrulma hız kazanmıştır.

    Emperyal güçler Osmanlı İmparatorluğunun tarih sahnesinden çekilmesinin akabinde, İslam dünyasını her açıdan dizayn edip, İslami anlayıştan uzak bir nesil meydana getirebilmek için çok büyük bir gayret içerisinde oldular. Geleneksel din adı altında sahih islam anlayışına karşı bir asırdan fazladır, psikolojik bir savaş sahneye konulmuş durumdadır. İslamın özüne yabancılaşmaya maruz kalan belli bir kitle, geleneksel din diye isimlendirdikleri “Ehli Sünnet” İslam anlayışına karşı sistematik bir savaş yürütmekteler.

    Algı ve operasyonlara maruz kalan belirli bir zümre, kendine ait düşünme yetisini kaybetmiş karşısına çıkan her bir sorunu Müslüman gibi değil, batılı biri gibi değerlendirme gafletine düşmüştür. Aklın kapasite idrak ve algılama sınırları göz ardı edilerek akıl bir nevi putlaştırılmıştır. 

    Bu saptamaları yaptıktan sonra konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi için, şu soruyu sorarak başlayalım:
    BİR MÜSLÜMAN AÇISINDAN HZ İSANIN NÜZULÜNÜN İNKARI MÜMKÜNMÜ ?

    Rasyonel olmak gerekirse, Hz İsanın yeryüzüne tekrar nüzulü meselesi, Müslüman açısından iman edilmesi gereken temel bir inanç esasımı? yoksa red edilebilinir sıradan basit bir konumu? Gündemi işgal eden bu tarz sorulara tatminkar bir cevap ortaya koymadığımız müddetçe! çelişkiler içerisinde bocalayıp duracağız demektir.

    Nüzulü İsa ile alakalı, İslami kaynaklarda var olan yığınla bilgiye rağmen, tartışmaya açık bir konu haline nasıl dönüştü? gibi sorulara yeri geldikçe cevap arıyacağız.

    Hz İsa’nın nüzulü inancı, gerek Kuranda işaret edilen ayetlerin varlığı, gerek Allah Resülünden rivayet olunan, mutavatir hadislerin oluşu ve İslam ulemasının konu hakkında “İcma” ve güçlü bir fikir birlikteliğin olması, ister istemez yukarıdaki soruyu sormamızı bizleri mecbur kılıyor. 
    Nüzulü İsa red edilebilinir mi?

    İslamın temel düsturu olarak kabul gören (Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyası Fukaha) Müslümanlar tarafından referans alınan ismi geçen bu kaynaklar, nüzulü İsa ile ilgili hiçbir tartışmaya muhal bırakmayacak şekilde, kati ifadeler içermesine rağmen, neden son dönem bazı Müslümanlar Hz İsa’nın nüzulünü inkar edebilme refleksini göstermişlerdir.. 

    BU BAĞLAMDA, KURULAN İLAHİYAT FAKÜLTELERİ’NİN GERÇEK AMACI NE İDİ?

    İslamın akılcı ve seküler bir bakış açısıyla ortaya konmasında, en önemli etkenlerden birinin, İslama hizmet için kurulan “İlahiyat Fakültelerinin” gerçek işlevi dışında faaliyet göstermesini özellikle vurgulamak gerekir. Aşağıda yapılan alıntı ile bu gerçeğin en resmi ağızdan doğrulandığını görmekteyiz.

    1961 Adalet Parti Milletvekili ve bir dönem Cumhurbaşkanı adayı olmuş, “Prof Dr Ali Fuat Başgil” hocanın, araştırma ve inceleme sonrasında Menderes Hükümetine, “İlahiyat Fakültelerinin Müfredatının” içeriğiyle ilgili sunduğu bir rapor, yaşadığımız çıkmaz duruma ışık tutacak nitelikte tespitler içeriyor. Uzun araştırmalar sonucunda Hoca’nın vardığı sonuç şu olmuştu:

    “TÜRKİYE’DE KURULAN İLAHİYAT FAKÜLTELERİN’DEN DİNİ ANLATAN DEĞİL, DİNİ YARGILAYAN BİR NESİL YETİŞİR” diye.

    Üzerinde çalışılıp bir rapor haline getirilen taslak metin, İslam adına her türlü tasarrufu kendinde bir hakmış gibi görüp aklını mutlaklaştıran, sözüm ona bazı ilahiyat mezunu hocaların, içine düştüğü çıkmaz durumu ve toplum olarak sahih islam anlayışından yaşadığımız kopuş sürecini iyi okumak adına “Prof Dr Ali Fuat Başgil” hocanın tarihe not düşen bu tespitleri bize sağlıklı bir fikir vermektedir diye düşünüyorum.

    “Prof Dr Ali Fuat Başgil” hoca ortaya koyduğu tespitlerde haksızda sayılamıyacağına aşağıda birbirinden ilginç ve İslam inancı açısından tehlikeli diyebileceğimiz görüşlere bazı örnekler vermek istiyorum. İslam’ın temel dinamiklerine aykırı “şaz” denecek bir düşünce ve yorum varsa altında ilahiyat mezunu bazı hocaların imzasını görmekteyiz. Samimi olanları vardır elbet onları bu tespitlerimizin dışında tutuyoruz.

    Bu kişilerin İslamın sahih şekilde anlaşılmasının önünde engel olarak görüldüklerine dair görüş, çok farklı kesimler tarafından uzun zamandır dile getirilmektedir. Tv kanallarında boy gösteren bu hocalar hiç bir sınır tanımadan, İslamın en temel unsurlarını dahi tartışmaya açmışlardır.

    Ekseriyet İlahiyat kökenli hocalar tarafında dile getirilip ve tepkilere neden olan bu fikirlerden bazıları: 

    . Milli piyango haram değildir.
    . Allah bir kimsenin kiminle evleneceğini bilmez.
    . Allah Kuranda Mitoloji yani abartılı hikayelere çokca yer vermiştir.
    . Kuranda anlatılan bir çok kıssa aslında yaşanmamış hayel ürünü olaylardır.
    . Peygamberin teşri yetkisi yoktur,
    . Musa peygamberin kızıl denizi ikiye yararak mucize göstermesi gerçekte böyle bir olay yaşanmamıştır. Bu örnekleri çoğalta biliriz, şimdilik bu kadarıyla yetiniyoruz.

    Dile getirilen bu hezeyanlara bakarmısınız! Allah ve Resülünün açık ve net beyanlarına rağmen İlahiyat orjinli bu hocalar tarafından, İslamın sahih bakış açısına çok büyük zararlar verilmiş ve müslümanların birlik beraberliği bu tarz düşünceler sonucunda büyük yaralar almıştır.

    Bu doğrultuda şimdi :
    “Prof Dr Ali Fuat Başgil” hocanın “TÜRKİYE’DE KURULAN İLAHİYAT FAKÜLTELERİN’DEN DİNİ ANLATAN DEĞİL DİNİ YARGILAYAN BİR NESİL YETİŞİR” tespitlerine katılmamak mümkün mü?

    “Nüzulü İsaya” inanmayıp red edenlerin izledikleri dört aşamalı yöntemden söz edilebilinir.
    Örneklendirecek Olursak:
    . Kura’na yaklaşım tarzı olarak, Peygamberden bağımsız bir okuma yönteminin seçilmiş olması.
    . Kura’nın âyetleri yorumlanırken şahsi kanaatlerin belirleyici olması.
    . Kura’nın örnek gösterdiği, Alimlerin yok sayılması.
    . Aklın sınırları ters yüz edilerek nasların önüne geçirilmesi.

    “Çoğunluğunu ilahiyat kökenli belirli bir çevrenin oluşturduğu zümre, Hz İsanın yeryüzüne tekrar gelmiyeceğini idda ederken, itirazlarına gerekçe olarak  şunları ileri sürerler :

    . Hz İsa’nın yeryüzüne tekrar gelmesi, Yahudi ve Hristiyanların uydurması olup onlardan bize geçme israiliyat bilgileridir.
    . Her canlı ölümü mutlaka tadacaktır kura’nın bu hükmüne aykırıdır
    . Hz İsa gökyüzünde yükseltildiği yerde, ne yiyip ne içecek ve orada nasıl yaşayıp sonra yeryüzüne inecek, akılla bağdaşmayan uydurma haberlerdir.
    . Hz İsa kendisine kitap verilen bir peygamberken nasıl olurda, tekrar yeryüzüne intikal edip başka bir peygamberin hükmüne tabi olacak. Bu durum Hz İsayı tenzili rütbe konumuna sokmaz mı?
    . Hz İsa’nın nüzulü inancı, Müslümanları beklenti ve tembellik girdabı içine sokup mücadele ruhunu yok etmiştir.

    Hz İsa’nın kıyamete yakın yeryüzüne tekrar gelmeyeceğini idda edenlerin itirazlarının özeti bu şekildedir.

    Nüzulü İsayı kabul etmeyenlerin ileri sürdükleri deliller:

    “Hz İsa’nın yeryüzüne tekrar nüzulü Yahudi ve Hristiyanlardan bize geçme israiliyat olup uydurma haberlerdir.” Özellikle Modernist çevrelerce çarpıtılarak anlatılan İsrailiyat meselesine yeri gelmişken kısaca temas etmek istiyorum:

    İslam inanç esaslarında, Tevrat, İncil ve diğer semavi kitaplar için, çok ince ve hassas bir dil kullanılır. “Tahrif Edilmiş Kitaplar” diye. ilk bakışta şöyle bir düşünce zihnimizi işgal edebilir. “Tahrif” ve “Uydurulmuş” kitap arasında ne fark var diye.. Tevrat, İncil başta olmak üzere değişik kavimler için Allah tarafından indirilen kitap ve sahifeler, İnsanlar tarafından, bir kısım değişikliğe uğratılıp tahrif edilmesi! Bu kutsal kitapların içeriğinin tamamen yanlış uydurulmuş bilgiler olduğunu idda etmek! islam’a ait bir düşünce olmadığının bilinmesi gerekir.

    İslami kaynakkara müracaat ettiğimizde, temel olarak Tevrat,İncil, için “Uydurulmuş Kitap tabiri” yerine “Tahrif ve değiştirme” sözcüğü kullanılmıştır.
    Bu durumun en bariz sebeplerinden biride, “Uydurulmuş Kitap” tabirinin, ilahi olma vasfından yoksun içeriğinde doğruya dair hiç birşeyin olmamasını gösterebiliriz..

    Kuran’ın dikkat çektiği tahrif edilmiş kitap olarak bizlere aktardığı, Tevrat, İncil, ilahi olma özelliğini tamamen yitirmemiş ve İslam diniyle ortak paydalar barındıran pekçok Allah kelamı diyebileceğimiz hükümler ihtiva etmektedir..

    İslam ve Ehli Kitap arasında mevcudiyetini koruyan bazı ilahi hükümlere örnek vererek konuyu açalım;

    . Melekler, Cinler, ve Ahiret gününe olan inanç
    . Domuz etinin haramlığı
    . Erkek çocuğun sünnet ettirilmesi
    . Bayanların örtü mecburiyeti
    . Genel anlamda Peygamberlerin kabul edilmesi
    . Helal hayvan kesimi
    . Farklı şekillerde olsada Oruç, Kurban, Hac, Zekat, İnfak ve Sadaka gibi ibadetlerin olması
    . Çoklu Evliliğin kabul edilmesi
    . Haksız Öldürmeye karşılık kısas hükmünün olması
    . Evlilikte kadın için öngörülen mehir aktinin olması
    . Kürtaj, zina vb kötü fiillerinin haram oluşu ve her iki dinde ortak yapılan birçok ibadet türlerinin oluşu..
    Özetlenerek anlatılan ibadet şekillerinin birçoğu, Yahudilikte bazıları ise Hristiyanlıkta olan çeşitli hükümlerdir.

    Konunun anlaşılması açısından İslam dini ile Ehli Kitap arasındaki ibadet benzerliklerine verilen örneklerin yeterli olacağı kanaatindeyiz..
    Modernist çevreler, İslam inancında bulunan bir ibadet türünü, Yahudi ve Hristiyanlıkta aynı hükümler vardır diye, toptan inkarcı bir mantıkla red edilmesi ve İslami kaynaklarda sağlam temeli bulunan Hz İsa’nın Nüzulü gibi pekçok ibadet manzumesine “İsrailiyat” diyerek tevile gidilip inkar edilmesi çok hatalı bir düşüncedir.

    ŞUNU DA HATIRLATMADAN GEÇMEYELİM. İSLAM İNANCINDA KABUL GÖREN “Nüzulü İsa olayı” ile EHLİ KİTAPTA VAR OLAN NÜZULÜ İSA İNANCI BİRBİRİNDEN ÇOK FARKLI OLDUĞU BİLİNMELİDİR.

    “Nüzulü İsa” İsrailiyat mı? konusuna dönecek olursak:
    Bu tarz iddiaların elle tutulur bir tarafı olmadığı gibi, akla mantığa ve tarihi hakikatlere aykırı birçok yönü vardır. Nedenine gelince! Peygamber Efendimiz (sav) yaşadığı coğrafya itibariyle, Yahudi ve Hristiyanlarla diyalok ve bir tartışma içerisindeydi.
    Bir mantık kurgusu içerisinde olaylara baktığımızda, Ehli kitabın temel bir inançlarından sayılan “Nüzulü İsa” gibi önemli bir konu hakkında, Allah Resülünün buna sessiz kalarak gündeme getirmeyip tartışmaması mümkün değildir.
    Peygamber (sav) gerekli gereksiz O kadar soru soran bir topluluk, bu konuyla alakalı bir soru yöneltip sormayacak, ve bir tek dahi “Hz İsa Yeryüzüne tekrar gelmeyecek” diye rivayet olmayacak! bu akla ziyan bir durumdur.

    Ama ne hikmetse aynı sahabe toplumu; “Nüzulü İsanın” gerçekleşeceğine dair Peygamber (sav) den 100 yakın hadis rivayet edecek ve bu rivayet edilen hadislerin 30’u Mutavatir hadis katagorisinde olacak.

    Müslümanların hükmü altında ezik korkak bir şekilde cizye vererek yaşayan; Yahudi ve Hristiyanlar, nasıl olurda güçsüz ve zelil bir durumdayken, tarihin en güçlü dönemini yaşayan Müslüman toplumları etkileyip onları İsa (as) konusunda kandırarak, batıl inançlarını islamın sahih kaynaklarının içine sokmuş olacaklar..

    Nasıl bir garabet durumsa, Allah Resûlü’nün terbiyesinde yetişen sahabe nesli ve onlardan sonra gelen İslamı iliklerine kadar yaşamaya çalışan “Tabei Tabiin” ve milyonlarca ifade edeceğimiz İslam toplumu, Yahudi ve Hristiyanların Kuran ve Sünnet anlayışına sokulan, israiliyat dediğimiz uydurma haberlere tepkisiz kalıp, bilerek veya bilmeyerek bu durumu onaylamış olacaklar. Bununla da yetinmeyip uydurulan bu rivayetleri en sahih kaynaklarına dahil ederek, Din diye nerdeyse 14 Asır savunuculuğunu yaparak bununla amel edecekler..

    Hz İsa’nın, tekrar yeryüzüne gelmeyeceğini ileri sürenlerin iddia ettikleri bir diğer konu tekrar dirilme meselesi:
    ‘’Her canlı ölümü mutlaka tadacaktır’’(Ankebut,57) 
    “Ben onlara sadece: ‘Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!’ diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlara şâhit idim. Beni aralarından aldığında, artık onların üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye şâhitsin.” (Mâide, 117) bu veya buna benzer ayetlerin varlığı, Hz İsanın tekrar yeryüzüne gelmesine engeldir’’ İddası..

    Kur’an’ı Kerim’de, benzer ayetleri “Nüzulü İsa gerçekleşmiyecek” diye delil gösterenler çok büyük bir çarpıtmaya imza atmışlardır. Tabiki her canlı gibi, İsa (as) da ölümü tadacaktır. Benzer bir şekilde mağarada dört yüzyıla yakın uyutulup tekrar uyandırılan Ashabı Kehfte konu edilen 7 genç gibi.. Yüce yaratıcı Hz İsa (as) uyuklama hali veya canlı bir şekilde, katına yükseltmiş ve kıyamete yakın tekrar yeryüzüne indirecektir.
    Görevini ifa ettikten sonra Hz İsa (as) da her canlı gibi mutlaka ölümü tadacaktır.. Bazı Alimler, Hz İsanın semada bulunma halini, uyuklayan birinin durumuna benzetmişlerdir. Kuran’da uyumanın bir nevi ölüm hali olduğunun tasvir edildiği bu ayet çok ilginç ifadeler içermektedir. ”Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanın ruhunu tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” (Zümer,42)    

    ‘’Hz İsa (as) Kıyamete yakın yeryüzüne inip görevini tamamladıktan sonra ruhunu teslim edecektir’’ İsa (as) göğe yükseltilmesini anlatan ayeti kerimede, O’nun ölmediğine dair çok açık ifadeler mevcuttur.
    ‘’Ve Allah elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük» demeleri yüzünden (onları lanetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.’’ (Nisa,157)

    Hz İsa’nın Allah katına yükseltilmesi ile ilgili kuranda kullanılan yükseltilme anlamına gelen ‘’REF’’ kelimesinin Hz İsa (as) ile ilgili tüm metinler incelendiğinde, semada bulunmasının bir nevi uyku halidir diye değerlendiren, sayıca çok fazla Tefsir ve Hadis alimi olmuştur.

    Hz İsa’nın semadaki durumu ister canlı, ister uyku hali olsun, neticede ölmüş bir şekilde değil, Rabbi katında canlı bir şekilde yaşamaktadır. Eğer “Nisa,157” ayeti kerimede Allah cc Hz İsa’nın ölümünü kast etmiş olsaydı “Onu siz öldürmediniz” söyleminin bir anlamıda olmazdı. Çünkü bir kulu kim öldürürse öldürsün netice itibariyle Allah tarafından öldürülmüş olur.

    ’’VEFAT’’ sözcüğü kuranda ölüm anlamında kullanıldığı gibi yükseltme,değer verme,yanına alma ve uyku hali şeklinde de kullanıldığını görmekteyiz. Konuyla ilgili ayetlere bakılabilinir..

    Nüzulü İsayı inkar edenlerin arkasına sığınıp delil olarak ileri sürdükleri (Maide,117) iyi anlaşılabilmesi için, bir önceki ve sonraki ayetlere müracaat ettiğimizde karşımıza çıkan tablo şu olacaktır.!

    Mevcut ayetler anlaşılır bir şekilde ahiret günü, Allah cc ile İsa (as) arasındaki konuşmanın anlatıldığı diyaloglardır. Nitekim ayette geçen ifade bunu göstermektedir.
    “Bu, doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür” (Maide, 117) yi delil gösterilerek Hz İsa ölmüştür demek temeli olmayan bir düşünceden ibarettir.
    Çünkü “Ebu Lehep” ve karısı daha hayattayken nazil olan Tebbet süresi onların Cehennemdeki durumlarını anlatıyordu, Kuranda kıyamet sahnesinin anlatıldığı ayetler incelenebilinir.

    “Maide,117” ayetine dayanarak Hz İsa’nın öldüğünü idda etmek, zorlama beyhude bir çabadır. Ayrıca, ayetin Hz İsa’nın öldüğüne delalet etmiyeceğine dair, sayısız tefsir ve hadis aliminin izah ve açıklamaları vardır. Yazının ilerki bölümlerinde sayıca hayli çok olan bu alimlerin bir kısmının isimlerini belirttik.

    İslami Terminojide’ bir ayetin Kuranın ruhuna uygunluğunu tespit ve doğru anlamanın en iyi yolu için baş vurulacak yöntem, Tefsir ve Hadis Usulü çalışmalarıdır. Bir kaç misal vermek gerekirse:

    . Allah Resülünün izah ve açıklamaları
    . Kuranın nazil oduğu dönem itibariyle Arap toplumunun konuştuğu arap dili edebiyatının nasıl kullanıldığına dair yöntem.
    . Anlamdırılmaya çalışılan bir ayetin başka bir ayetle tefsir edilme metodu.
    . Hz İsa (as) alakalı Kuran’da belirtilen ayetler yukarıda yer verdiğimiz temel usul kaidesi bağlamında ele alındığı taktirde “Nüzulü İsanın bir müslüman açısından inkarı mümkün olmadığı gözlemlenecektir” 

    Çünkü: Peygamber Efendimizden konuyla alakalı bizlere ulaşan 100’e yakın izah ve açıklamaları olmuştur. Bu veya benzer hadislere bakıldığında Kuranın inzal olduğu dönem Cahiliye Arap toplumunda ‘’VEFAT’’ (Teveffa) sözcüğünün‘’ kullanım şekli kısaca şöyle idi:
    Birşeyi bulunduğu yerden almak’’. Cahiliye arap toplumu Ölmek anlamını kast ederken de “Mevt” sözcüğünü kullandıklarını görüyoruz.
    Ölüm anlamına gelecek “Vefat” kelimesini ise kullandıklarına dair elimizde tek bir bilgi dahi yoktur.

    Dolayısıyla İslam aleminin tamamına yakın ifade edebileceğimiz, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam ve Dil uzmanı Alimlerin, Hz İsa’nın Nüzulüne vurgu yapan ayetlerin tefsiri konusunda ittifak halinde görüş belirtmişlerdir. Ortaya koyduğumuz usul kaidesi ölçüsü içerisinde düşünülüp irdelendiğinde, “Hz İsa’nın Kıyamete yakın yeryüzüne tekrar rücü etmesinin inkarı mümkün gözükmemektedir. “

    Nüzulü İsayı red edenlerin pekçok konuda örnek verip referans gösterdikleri, Mutezile ekolünün önemli bir figürü olan ‘’ZEMAHŞERİ’’ dahi Hz İsa semaya Allahın katına yükseltilip, kıyamete yakın semadan yeryüzüne tekrar ineceğine dair görüşlere tefsirinde yer vermesi çok anlamlıdır. 
    ’’(Zemahşeri, El Keşşaf Tefsiri: Zuhruf,61,Ali imran,55,Nisa,159)’’

    Ama ne hikmetse bu modernist çevreler birçok meselede örnek verip referans gösterdikleri ‘’Zemahşeri’nin’’ Nüzulü İsa ile ilgili görüşlerini saklarcasına gündeme getirmediklerini görmekteyiz..

    ‘’KURANDA VEFAT SÖZCÜĞÜNÜN HZ İSA İLE İLGİLİ AYETTE KULLANILDIĞI ŞEKLİYLE, HİÇ BİR PEYGAMBER İÇİN KULLANILMAMASI, ve HZ İSANIN GEREK YARATILIŞI GEREKSEDE BİR MUCİZE OLARAK ALLAH KATINA YÜKSELTİLMESİ ve ALLAH RESÜLÜNÜN AÇIK BEYAN VE KURANDAKİ HZ İSANIN TEKRAR YERYÜZÜNE İNECEĞİNE DAİR İŞARETLERİN HEPSİ BERABER Değerlendirildiğinde 
    ‘’NİSA SÜRESİ,157’’  NÜZULÜ İSAYI KAVRAMAMIZA YARDIMCI OLACAK  PEK COK ETKENDEN SADECE BİRİDİR’’

    Hz İsa (as) yeryüzüne tekrar nüzulünün gerçekleşeceğine dair, Alimler arasında fikirbirliği ve İCMANIN olması üzerinde düşünülüp değerlendirilmesi gereken önemli bir husustur.

    Bir diğer iddaa da şu;
     ‘’Hz isa gökyüzüne yükseltildiği yerde ne yiyip ne içecek ve orda nasıl yaşayıp sonra yeryüzüne inecek’’ modernistler bu durumu akla aykırı gördüklerinden inkar ederler.

    Bu tarz iddaları ortaya atanların temeldeki sorunu, İslamın akıl ve iman ilişkisini kavramakta içine düştükleri paradoksal durumdur. Yaratan bizi aklımız oranında sorumlu tutar ve akıl önemli bir enstrümandır bu doğrudur. İslam’ın akla verdiği ehemmiyet ona yüklediği misyon belli ölçüler içerisinde değerlendirilerek sistamatize edildiği gözden kaçırılmamalıdır. Allah tarafından insana bahşedilen aklın, kavrama, algılama, düşünme ve idrak edebilme gibi özelliklere sahip pekçok yönü olduğu gibi aynı aklın kişiyi yanıltıcı,doğruyu yanlış,yanlışı doğru gösterici yönününde olduğunun gerçeğinin bilinmesi gerekir. Allah cc tarafından aklın kullanım ve idrak gibi özellikleri belli çerçeveyle sınırlandırılmıştır. Bu hakikati kavradığımız oranda, din ve akıl ilişkisini yerli yerine oturtmuş olacağımızdan şüpheniz olmasın.. Aklın her bir konuda mutlak doğrunun bir ölçüsü gibi algılanması! gerçek manada bir imandan söz etmeği mümkün kılmayacaktır.

    Şimdi ‘’Hz İsa yeryüzüne tekrar nasıl gelecek, bu akla mantığa aykırıdır’’ diyenler, Kuran’da geçen bu ayetler hakkında ne düşündüklerini çok merak ediyoruz!

    Kuran’da anlatılan Musa (as) ile Hızır (as) arasında geçen kıssa.. Ayette, kendisine katımızdan rahmet verip bilgi ögrettiğimiz diye bahsedilen salih bir zatın;
    bir çocuğu öldürmesi ve içinde mahsum insanların olduğu gemiyi delmesi olaylarının anlatıldığı ayetler.
    (Kehf Suresi, 65-82)

    Ashabı Kehf dediğimiz Kuran’da anlatılan imanlı gençlerin bir mağarada 400 yıla yakın bir zaman uyutulup tekrar uyandırılmasını
    (Kehf Suresi, 25)

    Hz Yunus Peygamberin Allah cc tarafından bir balığın karnında yaşatılması hadisesini (Saffat,139-148)

    Musa (as) Kızıl denizi asasıyla ikiye yarması olayını (Şuara, 63)

    Ayetlerde anlatılan olağan dışı bu kıssaları hangi akıl ve mantıkla izah edeceğiz.

    Kuran’da anlatılan ve aklın sınırlarını zorlayan bu kıssalar; ancak halis bir İman ve bunu kabul eden bir kalple anlaşılabilecek bir haldir.
    Ayrıca her bir insan aklının anlayış ve kavrama yetisi birbirinden çok farklı olduğu unutulmamalıdır.

    Allah’ın emir ve yasaklarını akılla, anlama ve idrak etmeye çalışırız, “Ama asla aklı, nasları kabul veya red mekanizması haline dönüştürmeyiz.”
    Eğer akıl, doğru ve yanlışı tespitte nihai bir ölçü olacaksa, (kimin aklı ve hangi akıl)’ gibi pratikte çözümü mümkün olmayan sorulara muhatap olacağız demektir.

    İman etmiş bir Müslüman için, Hz İsa’nın göğe yükseltilip kıyamete yakın tekrar yeryüzüne indirilmesi inancı şaşılacak bir durum değildir. Rabbimiz bu şekilde dileyip ol dedikten sonra olmayacak bir şey varmı ki?

    Bir diğer iddaa:
    ‘’Hz İsa kendisine kitap verilen bir peygamberken, nasıl olurda tekrar yeryüzüne inip başka bir peygamberin hükmüne tabi olacak, bu durum Hz İsa’yı tenzili rütbe konumuna sokmazmı?’’

    Kuran’a dar ve sığ bakılmasından kaynaklanan nakıs bir görüştür. Kura’nın hükümlerine müracaat ettiğimizde karşımıza çıkan ayeti kerime, bir peygamberin kendinden sonra gelecek bir Resülü tastik ve ona uyup yardımcı olunacağına dair Allah cc açık beyanı vardır. 

    ”Hani Allah, peygamberlerden bakınız, size kitap ve hikmet verdim, ilerde yanınızdaki kitabı onaylayan bir peygamber gelince ona kesinlikle inanacak, kendisini destekleyeceksiniz diye söz aldı; ‘Bu buyruğumu kabul ettiniz, omuzlarınıza yüklediğim bu görevi üstlendiniz mi?’ dedi. ‘Kabul ettik’ dediler, Allah da birbirinize şahid olunuz, ben de sizinle birlikte şahidlerdenim’ dedi.”
    (ALİ İMRAN, 81)

    Hz İsa (as) yeni bir şeriat getiren bir peygamber olarak değil, Muhammed (sav) nin şeriatına tabi olup, onun ümmetine yardımcı olmak için yeryüzüne, Allah tarafından görevlendirilmiş bir peygamber olarak gelecektir.

    Ehli kitabın şuan içinde bulunduğu bir nevi fetret hali ve Hz İsa’nın doğumu, ölümü ve ona münhasır özellikleri ile beraber mütaala edildiğinde, Nüzulü İsa’nın Kuranın hükümleriyle bırakın çelişmesini! Ortaya konan delillerle senkronize içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.

    Ali İmran süresinde geçen Peygamberlere hitaben ’’Sizden sonra gelecek peygamberleri tastik edip ona yardımcı olun’’  ibaresi, Peygamber (sav) önce yaşamış Hz İsa’nın yeryüzüne tekrar inişinde, Hz Muhammet (sav) hükümlerine tabi olup, onun ümmetine yardımcı olacağına dair yukarıda zikredilen ayet, Hz İsa’nın Nüzulüne işaret sayılabilecek dikkat çekici ifadeler içermektedir. (doğrusunu Rabbim bilir)

    Bağlamından koparılıp dile getirilen bir diğer iddia ise şu:
    ‘’Hz İsanın nüzulu inancı Müslümanları beklenti ve tembellik girdabı içine sokup mücadele ruhunu yok etmiştir.’’

    Hz İsa’nın nüzulünü kabul etmeyenler basit bir O kadarda temelsiz olan bu iddayı dillendirerek, İslama aykırı görüşlerini perdelemek için kullandıklarını söyleyebiliriz.

    Hz İsa Kıyamete yakın tekrar yeryüzüne geleceğini savunan; 4 Mezhep imamı ve onlara tabi olan müslümanlar nasıl olsa Hz İsa gelecek bir şey yapmaya gerek yok diyip öylece oturup Hz İsa’yı mı beklediler?

    Nüzülu İsaya iman eden;
    Emevi, Abasi ve Selçuklu devletleri savaş ve mücadeleyi bırakıp, Hz İsa gelecek onu bekleyip görelim demiş olabilirlermi?

    Mısır’dan taa Viyana kapılarına kadar dayanan Osmanlı Devleti, Hz İsa gelecek bizim bir şey yapmamıza gerek yokmu dediler?

    Endülüste bir medeniyet inşa edip devlet kuran, Endülüs İslam devleti, Hz İsa gelecek diye mücadeleyi bırakıp oldukları yerde pineklediler öylemi diyeceğiz..

    Hz İsa’nın nüzulu inancı, müslümanları beklenti ve tembellik girdabı içine sokup mücadele ruhunu yok etmiştir görüşü: Akılla bağdaşmayan ve tarihi hakikatlerden yoksun bir görüşdür.

    Şimdi Gelelim İslam Ulemasının Üzerinde İttifak Ettiği, Hz İsa’nın yeryüzüne tekrar nüzulüyle ilgili sunulan delillere :

    HZ İSA TEKRAR YERYÜZÜNE KIYAMET ALAMETİ OLARAK GELECEK ve HZ MUHAMMED (sav) ŞERİATINA TABİ OLARAK KENDİSİNE İMAN EDENLERLE BERABER, YAHUDİLERE KARŞI BİR SAVAŞ İLANI BAŞLATILACAK. Ve BU SAVAŞLA BERABER KIYAMET SÜRECİNE GİRİLMİŞ OLACAK. 

    “İslam Alimleri Tarafından Üzerinde İttifak Edilen Bu Görüşün Temel Dinamikleri Şöyle”

    .Kuranda Hz İsa (as) Nüzulüne İşaret eden pekçok ayetin olduğuna dair İslam alimlerinin ittifak etmesi.
    .Peygamber efendimiz ve onun güzide sahabelerinden, Hz İsanın gelmiyeceğine dair bir tek rivayetin dahi olmaması.
    .Mezhep imamları dahil tüm islam alimlerinin, Hz İsa (as) nüzulü konusunda ittifak ederek İcma oluşturmuş olmaları.
    . Peygamber (sav) den sahih senetle 100 yakın ve bu hadislerin 30 tanesi “Mutavatir” derecesinde, Hz İsanın nüzulüne dair pekçok sahabeden hadisin rivayet edilmesi.
    .Tarih içerisinde kurulmuş tüm İslam devletleri, İsa (as) nüzulü konusunu bir inanç sistemi olarak benimsemiş ve bu İslami anlayış müfredat haline getirilerek, tüm eğitim kurumlarında itikat dersi olarak okutulmuş olması..

    HZ İSA (as) KIYAMETE YAKIN YERYÜZÜNE TEKRAR İNECEĞİNİ SAVUNAN, ÖMRÜNÜ İSLAM DAVASINA ADAMIŞ ve YAŞADIĞI DEVİRDE İSLAMA ÇOK BÜYÜK HİZMETLERİ OLMUŞ, İHLAS VE TAKVANIN SİMGESİ OLAN
    “ON BİNLERCE ALİMDEN SADECE KÜÇÜK BİR KISMI;

    EBU HANİFE
    İMAM ŞAFİ
    İMAM MALİK
    AHMET BİN HANBEL
    İMAM MATURUDİ
    İMAM EŞARİ
    İmam Tahavi
    İmam Yusuf
    İmam Muhammed
    İbn Teymiyye
    İbn Hazm
    Keşmiri
    İbn’ül Cevzi
    Sadeddin Taftâzâni
    Muhammed Halil Herras
    Said b. Müseyyeb
    Zeyd b. Eslem
    Gumari
    Şevkani
    İbn Kuteybe
    Seyyid Şerif Cürcani
    Ebu Hayyan
    Dahhak
    İbn Zeyd
    İbn Cüreyc
    Muhammed bin Cafer b. Zübeyr
    Ebu Hayyan
    Ebu Huseyn Aburi
    İbn Atıyye
    İmamı Rabbani
    Kadı iyaz
    Aliyyü’l-Karî
    İbnu’l-Hümâm
    Zemahşeri
    Abdurrezzâk Es-Sanani
    Maverdi
    Bağavi
    İsfahani
    Şeblenci
    İbn-i Hacer-i Haysemi
    Şeyh Mansur Ali Nasıf
    Muhammed b.Talha
    İbn-i Meğazili
    Muhammed-us Sabban
    Zahid Kevseri
    Mehmet Vehbi
    İbn Rüşd
    Şeyhülislam Mustafa Sabri
    Saidi Nursi
    Nâsıruddin el-Bâni
    Şeyhülislam Ebussuud efendi
    Şeyh Abdülfettah Ebû Gudde
    Vehbe Zuhayli,

    “Hz İsa’nın Nüzulünü yazan binlerce tefsir kitabı var. Biz yanlızca Türkçeye çevrilen ve Türkçe kaleme alınan tefsir kitaplarına yer vermeye çalıştık.”

    HZ İSA (as) NÜZULÜNÜ KABUL EDEN TEFSİR KİTAPLARINDAN BAZILARI :

    El-Camiu li-Ahkamil Kur’an (Kurtubi)
    Taberi Tefsiri (İmam Taberi)
    Tefsir-i Kebir Mefâtihul-Gayb (Fahruddin Razi)
    Büyük Kur’an Tefsiri (İbni Kesir)
    Ruhul Meani Tefsiri (Alusi)
    Tefsirul-Veciz (İmam Vahidi)
    Celaleyn Tefsiri (İmam Suyuti)
    Nesefi Tefsiri (İmam Nesefi)
    Edvaül beyan (Muhammed Emin Şankiti)
    Et-Tefsir’ul Hadis (M. İzzet Derveze)
    En Kolay Tefsir (Ebubekir Câbir El-Cezâirî)
    Tefsiru’l Kur’an (Ebül Leys Semerkandi)
    İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri (Celal Yıldırım)
    Hulasat’ül Beyan (Mehmet Vehbi Efendi)
    Ruhul-Beyan (İsmail Hakkı Bursevi)
    Tefsiru Abdürrezzak (Abdurrezzak)
    Tefsirül Münir (Vehbe Zuhayli)
    El-Esas Fit tefsir (Said Havva)
    Tefsirli Kuran Meali (Hasan Basri Çantay)
    Kur’an-ı Kerim Tefsiri (Ömer Nasuhi)
    Ruhul Furkan Tefsiri (Mahmut Ustaosmanoğlu)
    Şifa Tefsiri (Mahmut Toptaş)
    Besâirul Kur’an (Ali Küçük)
    Hulasatut-Tefasir (Ali Arslan)
    Tefhimu’l-Kur’an (Mevdudi)
    Fizilalil Kur’an (Seyit Kutup)
    Tefsiri Kebir (Mukatil bin.Süleyman)
    Hak Dini Kur’an Dili (Elmalılı Hamdi Yazır)
    Safvetüt Tefasir (Muhammed Ali Es Sabuni)

    HZ İSA (as) YERYÜZÜNE İNECEK DİYEN HADİS KİTAPLARI :
    Buhari
    Müslim
    Ebû Dâvûd
    Nesâî
    Tirmizî
    İbn Mâce
    İmam Nevevi
    Müsned Ahmet bin Hanbel
    Muvatta İmam Malik
    İbni Hibban
    İbni Huzeyme
    Müsned Tayalisi

    İSA (as) NÜZULÜNE İŞARET EDEN AYETLER
    “Hani Allah, İsa’ya demişti: ‘Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve Sana Uyanları Kıyamete Kadar İnkâra Sapanların Üstüne Geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.“ 
    (Ali-imran, 55)

    Bahsi geçen ayet dikkatli irdelendiğinde, Hz İsanın Nüzulüne güçlü bir emarenin varlığına dair gözlem yapabiliriz…
    Şöyleki: 
    ‘’Sana Uyanları Kıyamete Kadar İnkâra Sapanların Üstüne Geçireceğim’’
    Hz İsanın gerek peygamberlik süresi boyunca, gereksede gökyüzüne yükseltilmesinden sonraki süreçte, Ona iman eden az bir “İsevi” topluluk vardı, düzenli silahlı bir güce sahip olmayışları onları işkence ve zulme maruz bırakmıştı. İman edenlerin sayıca az olduğu, Kitap ehli taraftarı kısa bir süre sonra yok olup gitmişlerdir. Sonraki süreçte Kitap Ehli olarak karşımıza çıkan kitle inançlarına şirk bulaştırıp Hz İsaya tapar hale gelmişlerdir.

    “SANA UYANLARI KIYAMETE KADAR, İNKARA SAPANLARIN ÜSTÜNE GEÇİRECEĞİM” Günümüze kadar varlıklarını sürdürüp inançlarına şirk bulaştıran Kitap Ehli dediğimiz inanç sahipleri, yukarıda verilen ayetin kapsama alanına girmesi mümkün gözükmemektedir.

    Çünkü mevcut ayet sarih (açık) bir şekilde iman edenlerden bahsedip ve ‘kıyamete kadar vurgusu yapılmaktadır. Kıyamet öncesi Ehli Kitaptan Hz İsaya iman edenlerin olmayışı akla şu ihtimali getirmektedir. Hz İsa kıyamete yakın Allahın izniyle Semadan yeryüzüne inecek, Ona iman edenler kafirlere üstünlük sağlıyacak.

    Rabbimiz tarafından inkara sapanların üstüne geçirileceğine dair verilen söz inşallah gerçekleşmiş olacak. Hz İsa’nın Kıyâmetin alemeti olduğuna dair işaret eden (Zuhruf, 61) de bu tezi güçlü kılmaktadır.

    Ayetin sonuna doğru kullanılan ifade çok daha ilginçtir. “Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır”  Eğer İsa (as) öldüğünü farz edersek, tekrar dönüşünüz banadır ifadesinin kullanılmasının bir anlamı olmazdı.

    Ayetteki muhatabın Hz İsa (as) olduğu düşünülürse, İsa (as) yeryüzüne tekrar gelip görevini tamamladıktan sonra, ruhunu Rahmana teslim ederek bu dünyadan ayrılmasıyla son bulacaktır. “Dönüşünüz Yalnızca Banadır” Ayetteki kastın bu yönde olduğuna dair İlim sahiplerince değişik Tefsirlerde genişçe yer verilmiştir.
    (En Doğrusunu Rabbim Bilir) 

    “Şüphesiz ki o (İsa) kıyametin ne zaman kopacağının bilgisidir. Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun.” (Zuhruf, 61)

    Cumhur ulema, bu ayetin Hz İsa’nın Kıyamete yakın yeryüzüne ineceğine dair işaret edilen pekçok ayetten biri olduğu yönde açıklamaları olmuştur. Zaten aksini idda etmek zorlama bir yorum olacaktır. Çünkü Hz İsa (as) Efendimizden 600 yıl önce yaşamış bir Peygamber. eğer kıyamet alemeti olarak bir peygamber zikredilecek olunacaksa, Hz İsa’dan sonra yaşamış peygamber efendimiz doğal olarak ziredilmesi akla daha uygun olurdu.

    Ancak (Zuhruf, 61) öncesi ayetlerde, Hz İsa’dan bahsedilmiş olması ve nüzülü İsa (as) ile ilgili Kuran’da işaret olarak gösterilen diğer ayetlerle beraber değerlendirildiğinde, İsa (as) tekrar yeryüzüne gelişini müjdeleyen bir ayet olduğunu söyleyen, Azımsanmıyacak sayıda Tefsir ve Hadis Alimi tarafından bu meyanda görüş belirtilmiştir.
    (En Doğrusunu Rabbim Bilir) 

    “(İsa), beşikte ve yetişkinlikte (kehlen) insanlarla konuşacak.” (Ali İmrân, 46)

    İbni kesir ve Kurtubi başta olmak üzere pekçok Tefsir Alimi ayette geçen” Kehlen” (yani olgun orta yaş) anlamına gelen cümlenin, Hz İsanın tekrar yeryüzüne ineceğine delalet eder diye görüş bildirmişlerdir.  
    Bilindiği üzere Hz İsa’nın 30 veya 33 yaşına kadar peygamberlik görevini yaptığını, daha sonra Kuranda anlatıldığı üzere, Allah tarafından semaya yükseltilmiştir.

    Hz İsa’nın beşikte konuştuğu bir mucize olduğu bir gerçek, orta yaştada insanlarla konuşacak olması eğer bir mucize olarak kabul edilecek olunursa, Hz İsa’nın tekrar yeryüzüne gelmesiyle mümkün olabilecek bir varsayımdan söz edilebilinir. Çünkü her bir Peygamber zaten orta yaşta  insanlarla konuşup  mucizeler göstermişlerdir.

    Ayrıca kuranda bu tarzı bir ifade Hz İsa hariç, hiç bir Peygamber için kullanılmamıştır. Ayeti kerimede beşikte konuşmasının arkasından olgun yaşta da konuşacak şeklinde bir anlatım düzeni ilginç bir durumdur. Dil uzmanı Alimler kehlen orta olgun yaş sınırını 35-40 bazı Alimlerde 40-50 ve üzeri şeklinde açıklamışlardır..
    (En Doğrusunu Rabbim Bilir)

    “Kitap Ehlinden her biri ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir.” (NİSA, 159)

    Hz İsa (as) Peygamberlik yaptığı süre zarfında kendisine pekaz iman eden dışında, günümüze gelinceye dek Kitap Ehli diyeceğimiz zümre Hz İsa’ya hakkıyla iman etmeyerek inançlarına şirk bulaştırmış ve Tevhid Ehli olma vasfını kaybederek yok olup gitmişlerdir.

    Şirke düşmüş Kitap Ehli hakiki manada iman etmediğinden zikri geçen ayetin kapsamına girmemektedir. Ayet açık bir şekilde iman eden insanları konu etmektedir.
    “Kitap ehlinden her biri ölümünden önce Ona muhakkak iman edecektir’’

    İsa (as) Peygamberlik görevi  esnasında az bir isevi topluluk hariç, günümüze gelinceyedek, Tevhit inancını benimsemiş Kitap Ehlinden söz etmek mümkün olmadığından, Ayetin zahirine uygun en kuvvetli ihtimalin, Hz İsa (as) yeryüzüne tekrar gelişiyle Ona iman edenlerin ölmeden önce, Hz İsayı tastik ve kabul ederek bu dünyadan ayrılması şeklinde bir tezahürün akla en yatkın seçenek olarak kabul edilebilinir durumda olmasıdır.

    İbn Abbas diyor ki: “Bütün Ehli Kitap Hz İsa’nın ölümünden önce ona inanacaktır.”
    (İbn Kesir Tefsirul Kuranıl Azim)
    İmam Taberi ve İbn Kuteybede aynı mihvalde açıklamalar yapmıştır.
    (Taberi Camiul Beyan)
    Aliyyul Kari bu ayeti İsa (as)’ın nuzülüne delil göstermiştir.

    “Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhul-Kudüs ile destekledim, beşikte ikende, yetişkin ikende insanlarla konuşuyordun. (Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim.’’)
    (Maide,110)

    Ayette geçen sana kitabı, hikmeti, Tevratı ve İncili öğrettim paragrafta dikkatlerden kaçmaması gereken bir cümle kullanılıyor,KİTABI ÖĞRETTİM Tevrat ve İncilin ayette konu edilmesi O kadar dikkate şayen değil çünkü biliyoruzki, İncil Hz İsaya gelen bir kitap Tevrat ise Hz İsadan önce Yaşamış Musa (as) gönderilmiş bir kitaptır.

    Ayrıca (Hz. Davud’a gönderilen Zebur da Eski Ahit’in içinde olduğunu düşündüğümüzde) Hz İsa’dan önce gelmiş Musa (as) indirilen Tevratın Hz İsaya öğretilmesi normal bir durum, zaten bu gerçeğe dikkat çeken Kuran ayetleri var. 

    Kuran Hz İsa’dan altı asır sonra inzal buyrulmuş bir kitaptır. Ayetteki hitaba baktığımızda buradaki kitaptan kastın Kuran olduğu gerçeğe daha yakın durduğunu söyleyebiliriz. Gerek Kuranda gereksede sahih Hadislerde Kuran için KİTAP diye isimlendirme yapıldığını biliyoruz.

    Kura’nın bir diğer ismininde “Kitapların Anası” olduğunu belirtelim. Allah Resülünden rivayet edilen “Mutavatir” hadislerde, Hz İsa’nın Kıyamete yakın yeryüzüne indiğinde, Kura’nın hükümleriyle amel etmesinin belirtilmesi, Ayette kast edilen anlamın, Hz İsa’nın yeryüzüne nüzulüyle beraber mütaale edildiğinde,
    (Maide/110) Nüzülü İsa için bir delil olarak kabul edilebilinir güçtedir..

    “Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir…” 
    (Al-i İmran, 59)

    Bu ayetin Nüzulü İsa (as) işaret ettiğini görmek için, Hz İsa ve Hz Adem’in ortak özelliklerini belirtmemiz gerekir. Her iki peygamberin babasız dünyaya gelmiş olmaları, Adem (as) Cennetten yeryüzüne indirilmesi, Kıyamete yakın Hz İsa (as) da gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi hadisesi, yüze yakın hadiste bu duruma dikkat çekilmesi, nüzulü İsa inancını destekleyen bir ayet olarak karşımıza çıkmaktadır…

    HZ İSA’NIN NÜZULÜNE DAİR
    ALLAH RESÛLÜNDEN 100 CİVARINDA RİVAYET EDİLEN HADİSLERİN BİR KAÇINA ÖRNEK VERMEK İSTİYORUM :

    Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa’nın, aranıza adaletli bir hakem olarak inmesi pek yakındır. O, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak; mal öyle çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir. O zaman yapılacak tek secde, tüm dünya ve içindekilerinden daha hayırlı olacaktır.” Sonra Ebu Hureyre “isterseniz şu ayeti okuyun” der: “Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce ona inanmış olmasın.”
    (Buhâri, Mezâlim, 31; Müslim, İman, 242-243) 

    Huzeyfe b. Esid el-Gıfari şöyle dedi: “Biz tartışırken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıkageldi.Ve “Neyi tartışıyorsunuz?” diye sordu. Ashab: “kıyâmeti” dediler. “Siz ondan önce on alamet görmedikçe, o kopmayacaktır” buyurdu : Dumanı, Deccal’ı, dabbeyi, güneşin battığı yerden doğuşunu, Îsâ b.Meryem’in inişini, Yecüc ve Mecüc’ü ve biri doğuda, biri batıda, biri de Arap Yarımadasında olmak üzere üç yerin batacağını, bunların sonuncusunun ise Yemen’den çıkıp insanları haşrolunacakları yere sürecek bir ateş olacağını anlattı.”
    (Müslim, Fiten ve Eşratu’s-Sâa, 39; Ebu Davud, es-Sünen, Melahim, 12) 

    Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir taife (grup) hak üzere, galip olarak ta kıyamete kadar devamlı olarak savaşacaklardır. O zaman İsa İbn Meryem de inecek; emirleri: “Haydi gel, bize namaz kıldır!” diyecek. Buna karşılık: “Kiminiz, kiminizin emiridir. Bu, Allah’ın bu ümmete bir lütfu keremidir.” diyecektir.”
    (Müslim, İman, 247; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 345, 384.) 

    Sonuç olarak şu gerçeğin altını çizmemiz gerekir:
    Hz İsa’nın Kıyamete yakın tekrar nüzulüne olan inanç, bir müslüman açısından şek ve şüphesi mümkün olmayan bir ibadet esasıdır. Bu inanç dışında kalan görüşlerin, müslümanların yolu ve yöntemi olmadığını ısrarla tekrar vurgulamak istiyorum.

    ‘’Hz İsa’nın nüzulünü inkar edenler’’ İslam ümmetine çok büyük zararlar vermişlerdir.” İslamın en temel kaynakları sıradanlaştırılmış ve İslam’ı canı pahasına savunan “Âlimler” kitleler nezdinde itibarsızlaştırılmıştır.. Halbuki, ilim sahiplerine değer atfeden onları önemseyen Kuran’ın ta kendisidir.

    “Eğer Bilmiyorsanız” İLİM EHLİNE” sorunuz.”
    (Nahl, 43) 

    “İşte bu örnekleri biz insanlara vermekteyiz. Ancak “Alimlerden” başkası bunlara akıl erdirmez.”
    (ANKEBÛT, 43) 

    Modernist çevrelerce Kura’na yaklaşım tarzı olarak benimsenen yöntem özetle şöyle: Peygamberin öğretisi pas geçilerek islami bir anlayış ortaya konmaya çalışılmıştır. Ümmetin yolu ve yöntemi olmayan bu refleks, Hakka ulaşmanın da önündeki en büyük engel haline gelmiştir.

    “Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra, Peygamber’e karşı gelir ve Mü’minlerin Yolundan Başka bir yola uyarsa’’ onu döndüğü yolda bırakırız”
    (Nisa, 115) 

    “Bir karış da olsa cemaatten ayrılan kişi İslâm bağını boynundan çözmüş olur” (Tirmizî, “Edeb”, 78) 

    “Allah ümmetimi sapıklık üzerinde birleştirmez; Allah’ın eli cemaatle birliktedir; kim cemaatten ayrılırsa cehenneme ayrılmış olur” 
    (Tirmizî, “Fiten”,7) 

    Hadis kritiği açısından ‘’Hz İsa’nın Nüzulü’’ ile ilgili rivayet edilen Mutavatir haberler nicelik ve keyfiyet bakımından, inkarı mümkün olmayan kriterlere sahip olduğundan, Hz İsa’nın Nüzulünün İnkarı beraberinde şu sorunları islam dünyasının gündemine taşımıştır.

    “PEYGAMBER EFENDİMİZİN söz ve davranışları değersizleştirilmiş, İslami kaynaklara olan güven ve itimatın sarsılması neticesiyle, İslam inancında temel kabul edilen bir çok ibadet türünün inkarı sıradan bir olaymış gibi algılanır hale gelmiştir…

    “Hz İsa’nın Kıyamete yakın Yaratıcının bir mucizesi olarak tekrar yeryüzüne geleceğini kabul etmeyenler, aslına bakılırsa özetle şunları söylemiş oluyorlar.”

    . Allah Resülünden rivayet edilen “mutavatir” hadislerde dahil hepsi uydurmadır.
    . Bu hadisleri rivayet eden sahabeler yalancı konumuna düşmüşlerdir. Çünkü Peygamberin söylemediği bir şeyi söyleyerek İslam dinini tahrif etmişlerdir.
    . Ümmetin tüm Alim ve Medeniyet kurmuş İslam devletleri hepsi hata yapmış ve insanları yanıltarak, Ehli kitapta mevcut olan israiliyat inancını islama sokarak Kuran’ı bir nevi tahrif etmişlerdir..
    . Hz İsa yeryüzüne tekrar gelmeyecektir iddiası,
    . Nüzulü İsay’a iman eden tüm İslam dünyasını’ delalet ve sapıklık üzerinde ittifak etmiştir konumuna sokmak.

    ÇOK ÖNEMLİ BİR AYRINTIYI DİKKATLERİNİZE SUNMAK İSTİYORUM :
    “Hz İsa’nın yeryüzüne nüzulü meselesi varmı? yokmu? şeklinde “Ehli Sünnet” Alimleri arasında bir tartışma söz konusu bile olmamıştır.
    İsimlerini yazmaya gerek duymadığımız ‘’Bidat Ehli Grupların’’ kahir ekseriyeti ”Nüzulü İsayı kabul etmektedirler”
    Bu tespitler ışığında  şunu rahatlıkla ifade edebiliriz, Nüzulü İsa’nın inkarı müslümanlara ait bir düşünce değildir.

    ‘’Nüzulü İsa’nın red edilmesi’’ İslam’ın hükmü buymuş gibi algılayıp savunan, samimiyetine inandığımız bazı kardeşlerimiz yazı içerisinde yapılan eleştirilerin dışında tuttuğumuzu özellikle belirtmek isterim. Onlara, özetle tavsiyemiz şu olacaktır. Allah cc indinde samimiyet ve ihlasla yapılan hataların da bir sınırının olduğunu bilmeniz gerekir.

    Nitekim Yüce Rabbimiz Şöyle Buyuruyor :
    ”Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki, Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.” (Al-i İmran / 135)

    Hz İsa (as) nüzulünü inkar edenleri, Rabbimizin bu ilahi buyruğuna uymaya davet ediyoruz.

    “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve “Peygamber’e götürün.” Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”
    (NİSA, 59)

    Selam ve Duayla

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.