enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
8,4734
EURO
10,0794
ALTIN
498,49
BIST
1.392
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Cumartesi Sıcak
35°C
Pazar Açık
34°C
Pazartesi Sıcak
36°C
Salı Sıcak
37°C

Mustafa Güven

İlahiyat mezunu olan Mustafa Güven, Türkiye genelinde yaptığı davet ve irşat çalışmaları ile ön plana çıkmaktadır. Resmi ve bazı özel okullarda din dersi öğretmenliği de yapmış olan Mustafa Güven, bu görevini halen resmi bir kurumda sürdürmektedir.

    KİTAPLARDA KALAN DEĞERLERİMİZ

    04.01.2021 00:00
    A+
    A-

    İslami değerlerin dünyevi menfaatler uğrunda bozuk para gibi harcandığı… insanlara,  elde edebilecekleri çıkarları ölçüsünce kıymet verip bu doğrultuda ilişkilerin şekil aldığı şu günlerde… ahde vefa, fazilet, merhamet, adâlet, cömertlik gibi vasıfların ne kadar kıymet ifade ettiğini ve bu vasıfların en fazla da ben Müslümanım diyenlere yakıştığını anlatıp, hatırlatan ibretlik şu hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Hz. Ömer (r.a.)'in halifeliği zamanında, iki genç, bir genci iki kolundan sıkıca tutup halifenin huzuruna getirmişlerdi.

    Halife Ömer (r.a.): Söyleyin, bu delikanlının ne suçu var da, böyle sıkıca tutup buraya getirdiniz? diye sordu.

    Delikanlının ellerinden tutan iki gençten biri konuşmaya başladı: Ya Emîr'el-Mü'minin! Bu genç bizim babamızı öldürdü. Biz de adl-i ilâhî'nin tatbiki için huzurunuza getirdik. Babamızın bir suçu olmadığı kanaatindeyız. Çünkü babamız, etrafta sevilip hatırı sayılan bir insandı. Buna ne lâzım geliyorsa tatbikini sizden istiyoruz, dediler.

    Hükmü altındaki topraklarda, "ADALETİ" hakkıyla tatbikinden ötürü ismi altın harflerle tarihe yazılmış olan Hz. Ömer (r.a), o gence: Doğru mu söylüyorlar? Eğer doğru söylüyorlarsa söyleyeceklerin nedir? buyurdu.

    Genç, kendisini getirenlerin söylediklerinin doğru olduğunu, ancak hadiseyi anlatmak istediğini söyleyip müsaade aldıktan sonra konuşmaya başladı: Ya Emir-el Mü'minin! Ben bir köylüyüm. Buraya (Medine'ye) Efendimizin kabrini ziyarete geldim. Çünkü Peygamberimiz: "Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda ziyaret etmiş gibidir." buyurmaktadır.[1] 

    Medine civarına geldiğimde bir hurmalık yakınında abdest almam icabetti. Atımdan inip abdest tazelemek için meşgul olurken, atımın bir ağacın dalından koparmakta olduğunu gördüm. Abdesti bırakıp hemen ata koştum. Lâkin o anda karşıdan yaşlı bir adam bana karşı bağırarak geliyordu. Biraz yaklaştıktan sonra, elindeki taşla atıma vurdu ve at düşüp öldü. 

    Atımı çok severdim. Dayanamadım, ben de onun ata vurduğu taşı alıp kendisine fırlattım. Bir de baktım ki, takdiri ilahi eceli gelmiş olacak ki adam da öldü. Ben o anda kaçmak isteseydim kaçardım. Fakat ben Allah'a ve ahiret gününe inanmış bir kimseyim. Cezam ne ise onu dünyada çekmeye razıyım. Hükm-ü ilâhî ne ise tatbik edilsin diye gidip yaşlı adamın ailesini bulup çocuklarına olanları anlattım. Onlarda tutup beni sana getirdiler.

    Genç başından geçenleri gayet soğukkanlılıkla anlattıktan sonra, Hz. Ömer (r.a.) gence anlattığına göre kısas lâzım geldiğini ve idam edileceğini söyler. Genç bu hüküm karşısında itiraz etmek şöyle dursun, bir mazeret bile beyan etmeden: Evet! Şeriatın emri ne ise ben, ona razıyım. Ey halife Ömer sizin adaletinize de hiç bir itirazım olamaz dedi. 

    Yalnız sizden bir ricam olacak, o da; benim bakmakla yükümlü olduğum bir yetimim var. Onun bana teslim edilen altınlarını ben, bahçemde bir yere gömmüştüm. Şimdi onun yerini benden başka kimse bilmemekte, bana üç gün müsaade edin de, o yetimin malını kendisine teslim edip geleyim. Belki huzur-u ilâhîde ma'zur olabilirim, elimde olmadığı için teslim edemedim derim ama, o yetimin dünyada bundan mahrum olmaması için kendisine teslim etmem daha iyi olur, der.

    Hz. Ömer (r.a) : Sen şu anda mahkûmsun, müsaade etmemiz mümkün değildir. Belki kaçarsın, dedi. Genç kaçmayacağıma dair söz veriyorum, eğer kaçmak isteseydim daha evvel kaçma fırsatım varken yapardım dese de, Halife: Sizi salıvermemiz imkânsızdır. Ancak bir kefil olursa o zaman bırakabiliriz diye buyurur. 

    Bunun üzerine genç, orada bulunan Ashab-ı kiram üzerinde bir göz gezdirdikten sonra; Ebû Zerril Gıfari (r.a) göstererek: Bu zat bana "KEFİL" olur, dedi. Bu sefer Hz. Ömer: Ya Eba Zerr kefilliği kabul ediyor musun? diye sordu.

    Ebu Zer (r.a.): Evet, kefil oluyorum. Bu gencin üç güne kadar dönüp teslim olacağına inanıyorum, dedi. Genci serbest bıraktılar, üç gün içinde gidip geri gelmek üzere müsaade isteyerek ayrıldı. Üçüncü gün olunca, ölen adamın çocukları Ebu Zer (r.a) : "Ya Eba Zer! Kefil olduğun adam gelmedi. Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye, nasıl kefil oluyorsun. Adam bir kerre ölümden kurtuldu, bir daha geri gelir mi?" diyerek Hz. Ebu Zer'i sıkıştırıyorlardı.

    Ebu Zer (r.a) : Daha üç gün dolmadı. Eğer üç gün dolar, genç de geri gelmezse, şeriatın emri ne ise bana tatbik edersiniz diye buyurarak kefaletine sadık olduğunu söylüyordu. Ashâb-ı Kiramı bir üzüntü kaplamıştı. Çünkü genç gelmiyecek olursa, Ebu Zer (r.a) onun yerine idam edilecekti.

    Bu arada bazı ashap, babası ölen gençlere diyet teklifinde bulundular. Yeter ki Ebu Zer Hazretleri idam edilmesin, diyorlardı. Fakat onlar, bunu kabul etmiyorlar, babamızın katilinin kanı akmadıkça, buradan ayrılmayız diyorlardı. Bu yaşanılan hâdise sebebiyle Medine şehri çalkalanırken, bütün mü'minler neticeyi beklemekte idilerki tam bu esnada karşıdan bir adamın olanca kuvvetiyle koşarak yaklaşmakta olduğu görüldü. Bu gelen beklenilen o geçti. 

    Biraz sonra genç Hz. Ömer’in huzuruna gelmişti: Biraz geç kalmakla sizi belki endişelendirmiş olabilirim ama görüyorsunuz ki, havalar sıcak, yolumuz uzak, bir binek atım vardı oda biliyorsunuz ki öldü. Ancak yürüyerek gelebildim. Beni mazur görün, dedi.

    Orada bulunanlar, hakikaten kendisinden ümit kesildiği bir sırada bu gencin koşa koşa ölüme gelmesini taaccüp ve sevinçle karşılamış ve mü'min dediğin, işte böyle olmalı, gibi sözleri söylüyorlardı.

    Huzurdaki halkın hayret ettiğini gören delikanlı: Mert olan sözünde durur, mü'min olan ahdine vefakâr olur. Ölümden kaçmakla kurtulmak mümkün mü? Ben dünyada "AHDE VEFA" kalmadı sözünü söyletir miyim? deyip hakkında alınan kararın infaz edilmesini beklediğini söyler.

    Ebu Zer (r.a.)'da tanımadığı bir adama nasıl olup da kefil olmayı kabul ettiği ve bu genci tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, O da şöyle buyurdu: Hayır; tanımıyordum. Fakat bu hâdise islam halifesi ve birçok sahabe huzurunda oldu. Ben orada bu teklifi kabul etmeyip de: Âlemde "FAZİLET" diye bir şey kalmamış dedirtir miyim? diye buyurdu. 

    Bu yaşanılanlar karşısında babaları öldürülen geçlerin kalblerine bir merhamet geldi ve dâvalarından vazgeçip Hz. Ömer'e kısas istemediklerini bildirdiler. Ozaman onlara kısas yerine diyet teklif edildi. Diyet devlet hazinesinden, beyt-ül maldan verilecekti. Gençler davamızdan vazgeçtik. Aynı zamanda diyet de almayacağız diyip, dünyada "İNSANLIK, CÖMERTLİK ve MERHAMET" kalmadı dedirtmeyiz dediler. Sadece Allah rızası için ve bu yaşananlar karşısında davalarından vazgeçtiklerini bildirip, diyet bile almayacaklarını söyleyerek aralarında kucaklaşıp helâlleştiler.

    1- (Beyhaki Şuabü‘l-İman, Darekutnî, Hac, Taberani, el-Mucemul-Kebir, Beyhekî, es-Sünenül-Kübra)

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.